Antik çağ yapılarının gizemi

Mısır’ın piramitleri, And Dağları’ndaki esrarengiz kent Tiahuanaco, Stonehenge ve Paskalya Adası’nın dev heykelleri… Antik çağların ilkel dediğimiz insanları, bu olağanüstü eserleri hangi teknik bilgileri ve becerileri ile gerçekleştirdiler?

Stonehenge’in olsun, kuzey Avrupa’ daki diğer devasa eserlerin olsun, yapımlarındaki teknik beceri, hayret uyandıncıdır. Çağdaş araştırmacıların, bunların inşasıyla ilgili tahmin ve görüşleri de, aynı derecede etkileyicidir. Stonehenge “in tek parça taş kemerinin yapımının M.Ö. 1750 yıllarına rastladığı söyleniyor. Hemen hemen 30 km kuzeydeki Marlborough Downs’dan getirilen “sarsen” taşlarının her biri 50 ton kadardır. Bu gizemli yapının 1500 kişiyle 5,5 yılda tamamlandığı öne sürülüyor.

M.0.1400 yıllarındaki Stonehenge’in görünüşü.

Sarsenler yerlerine dikildiklerinde, kent zaten kurulmuştu. İç içe daireleri oluşturan granit bloklar, tahminen Güney Gaîler’deki Precelly Dağlan’ndan Salisbury düzlüğüne getirilmişti. Her biri 4’er tonluk bu taşların yaklaşık 80 tanesi bulundukları yerlerden kilometrelerce uzağa, iki ülke aşarak, nehir veya deniz yoluyla, kayık ya da sal üzerinde taşınmışlardı. Yolculuğun olabilirlik derecesi, 1954’te, aynı yol üzerinde 4 tonluk beton bloklar taşınarak denendi. Blokları sürmek ve yuvarlamak için 64 kişi gerekti. En büyükleri olan Sunak Taşı için ise 110 kişiye ihtiyaç duyuldu. Bu işin yöntemi, günümüzde kullanılmayan Bronz Çağı aletleriyle, taşlan dikine kaldırmak ve üzerlerine tek parça taş blokları oturtmaktan ibaretti.

Gizemli Bir Teknik mi?

Stonehenge, bu konuda esrarını hâlâ koruyor. M.Ö. 2500 yıllarında, bu kutsal merkezli kentin önemi nereden geliyordu? Yüzlerce kilometre uzaktan, buraya, bu devasa taşların taşınmasındaki amaç neydi? Yapının içinde bulunan astronomik sayıdaki gruplardan hangileri gerçekti? Bunların tesadüfen dizilme olasılığı var mıydı: Ayrıca asıl diziyi belirleyen anahtar neydi? Eski inşaatçılar bunu gizlemek için niye büyük dikkat harcamış, ustalıklarını ortaya koymuşlardı? Bazı araştırmacılara göre Stonehenge’i inşa edenler yerçekimi yasasının üstesinden gelen gizemli bir tekniğe sahipti.

Bir görüşe göre dev taşların kaldırılması. Önce üst kısmı yerden kaldırılıyor, sonra bir platform üzerine sürülüyor. Taş, platformların birinden diğerine aktarılarak istenilen yüksekliğe getiriliyor.

Heykeller Nasıl Taşındı?

Paskalya Adası, Polînezya adalarının en doğusunda, Büyük Okyanus’ta, uzak bîr noktadadır. Ada, ayaksız gövdeleri ve dev başlarıyla, ilginç ve benzersiz dev heykellere sahiptir. En azından şu anda bilinen 1000 kadarı, devrilip kaldıkları taş ocaklarında uzun bir süredir kımıldamadan duruyorlar. Bir kısmının ise değişik yerlere götürülüp tahrip edildikleri biliniyor. Ama çoğu, kayalık adanın yüzeyine dağılmış durumdadır. Bunlar 4-5 metre yüksekliğinde ve genellikle 20 ton ağırlığındadır. Bu dev taşlar, son bulundukları yere nasıl getirilmişlerdi?

Paskalya Adasındaki dev Tanrı heykelleri, bugünkü yerlerine nasıl geldiler? Thor Heyerdahl, 1956’da bunu kanıtlama girişiminde bulundu. Bir heykeli, gömülü kaldığı taş ocağından çıkarmak ve doğrultmak İçin 12 kişi kullandı. Sonunda başardılar, ancak işlem sırasında heykele zarar verdiler Yine de bu girişim, dev heykellerin, gerçekte bu şekilde kaldırılıp taşınmadıklarını kanıtlamış oldu. Heyerdahl’ın yardımcıları, modern halatlar kullandılar. Daha da ilginci, kımıldattıkları heykel, en küçüklerinden biriydi. 15 tonluk heykele karşılık bir de 80 tonluk devleri düşünmek gerek. Modern halatlar kullanılmasına rağmen, bunu kımıldatmak son derece zor oldu.

Norveçli gezgin Thor Heyerdahl, 1956’da bu soruya cevap aradı. Bir heykel başını biraz öteye kımıldatmak ve doğrultmak için ada halkından 12 kişiyi yardıma çağırdı. 18 günlük uğraşlarının sonunda ancak başarıya ulaştılar.

Yürüyen Tanrılar

15 tondan daha hafif gelen küçük başlardan biri, yerinden kıpırdatıldı. Halatların yardımıyla, düzgün, kumluk arazide, 90 metre kadar sürüklendi. Bu, adadaki 80 tonluk dev bir heykelin 6,5 km’lik yolculuğu demekti. Üstelik bu heykeller dikildikleri zaman, tahrip olmamışlardı. Oysa Heyerdahl’ın ekibi, bu heykellerden birini doğrulturken başına zarar vermişti.

Ama ne masa başı teorileri ne de Heyerdahl ve diğerlerinin yaptığı küçük çapta deneyler, Paskalya Adası’nın garip bozkırında dikili duran heykellerle ilgili kuşkulara bir cevap oluşturmadı. Bu tarihi Tanrılar öyle bir şey olmuş ki, bulundukları yerden kalkıp, şimdiki yerlerine sanki “yürümüşlerdi.

4000 Metredeki Kent

And Dağları’nın yükseklerinde kentler ve kaleler kurmak da, başka bir hüner olsa gerek. Tiahuanaco, denizden 4000 metre yukarıdadır. Dağcılar dışında, ziyaretçilerin ciğerleri bu yükseklikte tıkanır. Bolivya sınırındaki kent, Titicaca gölüne bakar. Ne zaman inşa edildiğini pek bilen yok. Muhtemelen M.Ö. 200-600 yıllarında, belki de daha sonraki bir tarihte… Kentin dış duvarlarını oluşturan taşlar, tek parçadır. Bazıları 100 ton ağırlığındadır. Çıkarıldıkları taş ocakları ise 300 km uzaktadır.

Kimler İnşa Etti?

İnşaatın aşamalarını gösteren resimler yoktur. En azından bazı taşların, suyun en yüksek olduğu mevsimde, göl üzerinden getirildiği tahmin ediliyor. Ama diğerleri, karadan gelmiş olmalıdırlar. Muhtemelen üzerlerinden taşları kaydırmak için balçıkla sıvanmış rampalar kullanıldı. Geleneksel taşıma yöntemi böyledir, ya da bu tür bir yol kullanılmıştır. Tiahuanaco’yu inşa edenler hakkında ise çok az bilgi var. Araştırmacılar taş blokların taşınmasında çok sayıda kölenin veya belki de özgür insanların çalışmış olabileceğim belirtiyorlar.

Heykelleri Tiahuanacolular Yaptı

Ama geleneksel tarza bağımlı kalmayan kuramcılar, 16. yüzyılda İspanya’da anlatıldığı gibi, İnka efsanelerini işaret ederek, bu tahminlere kusur bulmakladırlar. Bu efsanelerde, Tiahuanaco’yu, Tanrı Tikki Viracocha’nın izniyle, beyaz tenli, sakallı bir ırkın kurduğuna değinilir. Thor Heyerdahl, kendi yaptığı sala Kon-Tiki adını, vermişti. Çünkü aynı insanların Batı’ya doğru giderek Paskalya Adas’ndaki dev heykelleri yapan toplumu oluşturduklarına inanıyordu. Böylece, Tiahuanaco’nun harabelerinde görülen süper teknolojiyle, Paskalya Adası’ndakılerin birbirlerine benziyor oluşlarına bir tür açıklama getirildi.

Gizli Su Şebekesi

Başarılı antik mühendislik kalıntıları, genelde arkeologların başka türlü yaklaşımlarına rağmen, bazen umulmadık sonuçlar veriyor. Bu açıdan, Mayaların geniş kanal sistemleri dikkat çekicidir. 1970’lerin sonlarına kadar, sadece birkaç sulama kanalı biliniyordu. Venüs gezegeninin yüzeyindeki yaşamı incelemek için geliştirilen yeni tip bir radar, Maya kentlerinin araştırılmasında da kullanıldı. Orta Amerika üzerinde uçakla taşınan radar, bataklıkların çevresinde ve nehirler boyunca kümelenmiş hatlar ve su şebekeleri saptadı. Bölgede yapılan çalışmalarla, bunların kanalizasyon ve sulama sistemi kanallarının kalıntıları olduğu anlaşıldı. Sulama kanalları, toprak,ikişer kanal yan yana uzanacak şekilde kazılarak yapılmıştı. 2 kanalın ortasında, buğday ekilecek şekilde ada benzeri düzlükler bırakılmıştı. Sistem, buğdayı ne çok fazla ne de çok az sulayacak şekilde düzenlenmişti. Kanallar, 2 milyonun üzerinde bir nüfusu besleyebilecek kapasitede tarımsal verim sağlıyorlardı.

Uzaydan Gelen Atalarımız

Heyerdahl, ilk dönemdeki sömürgecilerin sal kullandıklarına inanıyordu. “Antik çağdaki uzaylılar” gibi öykülere de pek inanmıyordu. Öte yandan Erich von Daniken, Tiahuanaco’ da kaya resimleri üzerindeki dört parmaklı yaratıkların, uzaydan gelen dört parmaklı atalarımıza ait olduğunu iddia ediyordu. Bu tahminlerin sonunda, 1000 tonluk blokları 160 km’lik engebeli araziden, ormanlardan ve dar nehir boğazlarından geçirmek için bazı arkeologların kollan sıvaması gerekli. Bunlar, ekipler kurarak, geleneksel deneyim yonarını araştırmaya koyuldular.

Büyük Piramitin Esrarı

“Dünyanın Yedi Harikasından biri alan Büyük Piramit Gize, hâlâ ayakta. Kahire’nin birkaç kilometre güney batısında yer alır. Yüzyıllardır hararetli konuşmalara konu oluyor. M.Ö. 2600 yıllarında Firavun Keops (veya Kufu) tarafından yaptırılmıştır. Tabanından itibaren 137 metre yüksekliğindedir; 5,2 hektar alanı kaplamıştır. 2.5OO.OOO taş bloktan yapıldığı ve ağırlığının 6,5 milyon ton olduğu sanılıyor. İlk yapıldığında, yüzeyi kireçtaşı plakalarla kaplıydı ve Kral Mezarı, Mısır güneşi altında bembeyaz bir pırlanta gibi parlıyordu. Daha sonraki yüzyıllarda, bu plakalar çalındı.

1 milyon İnsan Gerekiyor

Yapı nasıl yükselmişti? Rene Noorbergen ve Erich von Dâniken gibi yazarlar, ortalama ağırlığı 2,5 ton olan 2,5 milyon kumtaşı blokunun, Keops’un 22 yıllık saltanatı süresince, 100.000 kişi kullanılarak (Bu sayı eski Yunanlı tarihçi Herodot tarafından veriliyor) taşınamayacağı ve yerine monte edilemeyeceğini öne sürüyorlar. Herhangi bir dayanaktan yoksun birtakım hesaplar kargaşası içinde Noorbergen şöyle diyor:”Bu tür bir proje için bir milyon insana ihtiyaç vardır. M.Ö. 2700 yıllarında tüm Mısır’ın tahmini nüfusu bu rakamın yarısı, ya da üçte biri kadardı.”

Firavun Keops için inşa edilen Gize’deki Büyük Piramit. 4600 yıl önce inşa edildiği öne sürülen bu piramidin harikulade bir mühendislik başarısının ürünü olduğu kabul ediliyor. Fakat Rene Noorbergen gibi bazı araştırmacılar, piramidin 4600 yıl önce değil, Tufan’dan çok daha önceki bir dönemde, gelişmiş bir uygarlık taralından yapıldığını öne sürüyorlar

Bu bile yeterince geçerli olabilir mi? Olamaz. Piramidin her bir blok taşının kesilmesi, taşınması ve yerine konması için adam başına sekiz yıl gerekir. Bu da oldukça yetersiz bir rakamdır. Üstelik o dönemde Mısır’ın tahmini nüfusunun tümü piramit inşasında çalışmıyordu. Bu nüfusa, işçilerin aileleri ve işçilere gözetmenlik eden görevliler de dahildi.

26 milyon Ağaç Kesilmeli

Hatta Noorbergen, Assuan kadar uzak, 960 km gibi bir mesafeden Nil nehrine indirilen taş blokların, yerlerine konulana dek kızakla sürülmeleri, tekerlek üzerinde yuvarlanmaları, salda yüzdürülmeleri için, sayısız kütüğün de gerekli olduğundan sözediyor: “Matematikçiler, yeterli sayıda kızak ve sal için 26 milyon ağacın kesilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bilinmeyen Güçler

Noorbergen’in iddiaları gerçekten de ilginçtir. Eski inşaatçıların başarıları bilmediğimiz güçleri kullandıkları düşüncesinde yoğunlaşabilir. Bu güçlere, insan ırkının olağan evrimi, istek gücü, zekâ ve deneyimi sonucu doğan beceriler de diyenler var. Tüm bunlara rağmen, yine de insan zekâsını tahmine zorlayan ve tüm çağdaş, yazılı bilgileri altüst eden birtakım gariplikler hâlâ ortada. Sözgelimi 1500 yıllık elektrik pilleri, hiç sönmeyen yüzlerce yıllık lambalar ve diğerleri…

Yeniden mi Yaşanıyor?

Tüm bunlar neyi anlatıyor? Gerçekten öne sürüldüğü gibi yeryüzündeki zeki uygarlık milyonlarca yıl önce mı başladı? Eğer böyleyse her şey yeniden yaşanıyor ve keşfediliyor. Yani, eski bir Latin atasözünde denildiği gibi “Güneş altında yeni bir şey yok!”

Kitap Önerileri

Tanrıların Arabaları, Erich von Daniken, Karacan Yayınları, 1982.
Tanrıların Tohumları, Andrew Thomas, Martı Yayınları, 1974.
Evrende En Büyük Sır. Ara Avedisyan, Sümer Yayınevi,
Piramitler, Bilim Araştırma Merkezi, 1982.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir