Batıl İnançların Kökeni

Doğaüstü olaylara, gizli ve akıldışı güçlere, kehanetlere aşırı derecede bağlı boş inanç olarak tanımlanan batıl inanç kendi dönemlerinin sürekli değişen sosyolojik, psikolojik ve teolojik verilerinden beslenerek insanlık tarihi içinde varlığını sürdürüyor. Birçok batıl inancın kökeni eski pagan inançlara dayanır. Bir zamanlar taşıdıkları anlamlar çoktan ortadan kalkmış olmasına rağmen varlıklarını devam ettiriyorlar. Sosyal bilimciler, insanların bilmedikleri, anlamadıkları güçlere ilgi duyduklarını ifade ediyorlar. Dünyamız evrende, sonsuz boşlukta dönerken, bizler de bu gezegende, bilinmeyenler arasında bocalayıp duruyoruz. Tutunacak bir dal bulmak bizi bir ölçüde rahatlatıyor. İnsanlar çoğu zaman çaresiz kalıyorlar ve panik içinde batıl inançlara bağlanıyorlar. Hepimiz, iç yüzünü bilmediğimiz şeylerden ürküyoruz. İçimizdeki o bilinmeyene karşı duyulan endişe, bizi çoğu zaman saçma bulduğumuz işleri yapmaya zorluyor.

Kötü bir olay anlatılırken kulak memesini çekiştirmek, bir başarıdan bahsederken, nazar değmesin diye tahtaya vurmak, merdiven altından geçmemek, önemli bir görüşmeye giderken ilk adımı sağ ayakla atmak, yolunuza bir kara kedinin çıkması, tuz dökme, ayna kırmak gibi birçok sıradan olayın uğuru veya uğursuzluğu tartışılıyor. Bazı batıl inançlar, ölülerin ruhlarından veya farklı ruhlardan korkulmasından kaynaklanır. Gelişen olayların, bu ruhların bir tehdit, uyarı ya da ödül aracılığıyla, yaşayan kişilerle temas kurma girişimleri olduğuna inanılır. Batıl inançlara dayalı geleneklere göre, hastalık ve kazalar yalnızca tesadüfen ortaya çıkmaz; bunlar ruh dünyasındaki güçlerin sebep olduğu olaylardır. Büyücü, ölmüş bir atanın herhangi bir şey yüzünden mutsuz olduğunu söyleyebilir veya medyumlar, bir kişinin rakip bir büyücü aracılığıyla kişiyi lanetlediğini ve hastalık ya da kazanın bu sebeple meydana geldiğini iddia edebilir. Tüm toplumlarda çeşitli batıl inançlar vardır; onların yayılması efsanelere, geleneklere ve koşullara bağlıdır. Eski Mısır ve Yunanistan’da, pirinç, altın, bronz ya da gümüşten kırılamayacak aynalar yapılırdı. İnsanlar, bu aynaların kırılmasıyla tanrıların kendilerinin görüntüsünü yok ettiğine ve ölümün yakın olduğuna inanırlardı. Bu batıl inanç, XV. Yüzyılda İtalya’nın Venedik kentinde arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılmasıyla birlikte iyice gelişti. Evlerde aynaları temizleyen hizmetçiler, aynaları kırmaları halinde, 7 yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri konusunda uyarılıyorlardı.

Başımıza gelebilecek kötü şeyleri kendimizden ve yakınlarımızdan uzak tutmak için tahtaya vurup aynı anda sağ kulak çekme davranışının kökeni mitolojiye dayanır. Olimpos tanrılarının en güçlüsü olan Zeus, insanlara kızdığı zaman şimşek gönderir ya da korkutmak amacıyla gök gürültüsü çıkararak uyarılarda bulunurdu. İnsanlar her şimşek çaktığında ve yıldırım düştüğünde Zeus’un kendilerine kızdığını düşünerek çeşitli önlemler alırlardı. Şimşekler genellikle ağaçlara düşer. Zeus kendilerinden memnun olmadığı insanlara uyarılarını yıldırım düşürdüğü ağaçlar vasıtasıyla veriyordu. Gök gürlemeleri ise Zeus’un bağırıp çağırmaları olarak algılanırdı. Şiddetli gök gürlemeleri ve sonrasında düşen yıldırım sonucu büyük bir korku içerisinde saklandıkları yerden çıkan insanlar yıldırım düşmüş bu ağaçlara koşup yanmış tahta halini almış parçacıklara birkaç kez vurarak ellerini kulaklarına götürürlerdi. Ve bu şekilde Zeus’un uyarılarını aldıklarını, Zeus’a bildirilerdi. Neticede tahtaya birkaç defa vurarak elin kulağa götürülmesi ritüelinin kökeni Zeus’a dayanır ve onun sakinleştirilmesine yönelik bir inanç tövbesidir. Eski Mısırlılarda kediler kutsal sayılırdı. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olduğuna inanılırdı. Kedilerin Mısırlıları bu denli etkilemesinin nedeninin, çok yüksek yerden düştüklerinde bile yara almadan kurtulmaları olduğu düşünülüyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o dönemlerde gelişmiştir. Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme amacıyla orta çağda görüldü. O yıllar, yalnız yaşayan ve kedi besleyen yaşlı kadınların kara büyü yaptıklarına dair söylentiler başlatıldı. Hatta siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleriyle ilgili korku dolu halk  hikayeleri üretildi. Cadı konusu bir çılgınlığa dönüşünce de birçok  kadın kedisiyle beraber yakıldı. Gece ıslık çalmak Anadolu’nun birçok yerinde uğursuzluğa işarettir. Bu düşünce Şamanizm kökenlidir. Ateşe bakıp kehanet çıkarmak Türklerde çok eski bir âdetti. Ateş yakılması sırasında ateşin ıslık çalması iyi sayılmaz, şeytanın geldiğine inanılırdı. Halk arasında hamile kadının karnı sivri olursa veya tatlılara aşererse erkek, karnı yuvarlak ise ya da  ekşili ve acılı yiyeceklere aşeriyorsa kız çocuk doğuracağına inanılır. Bebeğin anne karnında ilk kıpırdadığı an kadın kime bakarsa doğacak bebeğin ona benzeyeceği inancı da oldukça yaygındır.

Toplumda yaygın olan batıl inançlara örnekler:

•İki bayram arasında nikah ve düğün yapmamak.

•Çocuğun dindar olması için göbek bağını cami avlusuna bırakmak.

•Yola çıkanın arkasından su dökmek.

•Cuma akşamı ev süpürülürse meleklerin kanadı kırılır.

•Kırkı çıkmamış çocuğun tırnakları kesilirse çocuğun hırsız olacağına inanmak.

•Bir kişinin ayakkabısı ters çevriliyorsa o kişi istenmeyen kişidir. Ters çevrilen ayakkabının üzerinde şeytanlar namaz kılar.

•Köpek havaya doğru bakarak havlarsa kan dökülecek demektir.

•Bebek ayak tabanından öpülürse erken yürür.

•Şimşek çakarken kırmızı giysi giyilmez.

•Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.

•Dört yapraklı yonca bulanın talihi açılır.

•Geceleri tırnak kesmek uğursuzluk getirir.

•Ezan okunurken köpek uluması, karga ve baykuş ötmesinin uğursuzluk sayılır.

•Gece kapı arkasında oturan iftiraya uğrar.

•Kara ağaçtan beşik, sandık yapılmaz.

•Yemin eden kişi, yemin ederken sağ ayağını kaldırırsa yemini kabul olmaz.

•Dolunayda doğan çocuk uğurludur.

•Sağ avuç kaşınırsa para gelir.

•Geceleri cinler, peri kızları gölde yıkanırlar.

•Kulağınız çınlarsa birisi mutlaka sizi anar.

•Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur.

•Yıldız kaydığında dilek tutulursa kabul olur.

•Yarım çay içen kadın dul kalır.

•Gece gizlice ay ışığında, gölgede yıkananlar ay gibi parlak olur.

•Kaynayan suya bıçak sokulmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir