Bilinmeyen Ramazan yasakları !

Eskilerin “mâh-ı mübarek” yani “mübarek ay” dedikleri Ramazan, yarın başlıyor. Cümlemize hayırlı olsun!

“Onbir ayın sultanı” diye bilinen ve şimdi eski devirlerdeki eğlenceleri sohbetleri ve hikâyeleri ile hatırlanan Ramazan geçmişte sadece sözde değil, hem idarenin hem de halkın gözünde “ayların sultanı” olur, devlet Ramazan ile ilgili olarak hemen her sene yönetmelikler ve kararnameler yayınlar, hattâ kadınlara yönelik bazı yasakları da uygulamaya koyardı…

İşte bu uygulamalardan, yani “Ramazan Yönetmelikleri” ile Ramazan boyunca getirilmiş yasaklar hakkında bazı notlar…

ÇAMUR TEMİZLEME MECBURİYETİ..

İmparatorluk devirlerinde, Ramazan’ın gelişinden birkaç gün önce bir “tenbihname” çıkartılır ve bu tenbihnamede halkın mübarek ay boyunca uyması gereken kurallar sıralanırdı…

İlk talep, halkın Ramazan’da diğer aylara göre mutlaka daha “edepli” olmasıydı. Emirler imam ve vaizler tarafından halka vaazlarla anlatılır, Ramazan’da daha dindar olunması gerektiği söylenir, güvenlik güçlerine ilân edilen kurallara uyup uyulmadığına dikkat etmeleri ve uymayanlara karşı gereğini yapmaları talimatı verilir ve bütün bu hazırlıklar Ramazan’dan bir ay önce, Şaban içerisinde tamamlanırdı.

Meselâ 1820’lerin sonunda zamanın “serasker”i yani bir çeşit Savaş Bakanı olan Husrev Paşa tarafından İstanbul kadısına gönderilen “tenbihname”de, Ramazan boyunca yapılması istenenler, şöyle ifade ediliyordu:

“Padişahımız efendimiz, Ramazan münasebetiyle inşaallah sık sık İstanbul camilerine gidecektir. Halkın, bu günlerde her zamankinden daha fazla saygılı olması gerekir. Esnaf ve halk yakası ve yenleri kırmızı renkte ve askerlere mahsus olan elbiselerden giymemeli, kılıç takmamalıdır.

Herkes dükkânının ve evinin önünü temiz tutmalı, ortalıkta çöp ve hayvan leşi görülmemelidir. Konakların ve evlerin kapılarındaki çamurlar aylardan buyana silinmemekte ve pencerelerin önleri de top top örümcek ağlarıyla dolu bulunmaktadır. Evlerin, konakların ve dükkânların sokağa bakan yüzleri derhal temizlenecektir!

Padişahımız efendimiz bir yerde otururken, “Önünden geçmeyelim” yahut “Bir başka yola sapalım” denmeyecektir. Gerek atlı ve gerek yaya, herkes, padişahın önünden edebi ile geçecektir. Hükümdarımız camide iken veya bir yerden bir başka yere giderken ona tesadüf etme şerefine erenler gözlerini dikerek bakmayacaklar, bulundukları yerden biraz geri çekilerek ellerini kavuşturacak, sadece önlerine bakacak, işlerine-güçlerine efendimiz geçtikten sonra devam edeceklerdir…

Hükümdarımıza Cuma günlerinin dışında Ramazan ayı boyunca hiç kimse arzuhal vermeyecek, istekte bulunmayacaktır. Verenler, ağır cezayı haketmiş olurlar. Bu emirlere saygıda kusur edenleri görürsem şiddetle cezalandırırım! Son pişmanlık fayda etmez!

İstanbul kadısı bu emirleri mahalle imamları ile mahalle muhtarlarına ve hanlarda yatıp kalkan bekâr taifesi için de hancılar kâhyasına tebliğ edecek ve tenbihlerimi iyice anlatıp kulaklarına sokacaktır!..”.

Yine o devirlerin Ramazanları sokağa çıkmaları bugüne nisbeten kısıtlı olan kadınlar için kurtarıcı gibiydi ve padişahın iftara gidişi, Kadir Gecesi ve teravih namazları kadınlar için sokağa çıkma bahanesi olurdu. Gezme hürriyetleri artınca cami cami dolaşırlar, kadınlara vaaz ve hatim dinlemeleri için birkaç cami tahsis edilir ve erkekler buralara giremezlerdi ama kadınların sokağa çıkmalarının bazen yasaklandığı, geceleri de araba ile veya yaya olarak toplu halde dolaşmalarına izin verilmediği de olurdu.

Bir örnek: Sultan Abdülmecid’in tahtta bulunduğu 1857 Ramazan’ının gelmesinden üç gün önce saraydan o zamanın İç Güvenlik Bakanlığı demek olan Zaptiye Nezareti’ne gönderilen bir emirde kadınların Bayezid Meydanı, Şehzadebaşı ve Üsküdar gibi kalabalık yerlerde akşam ezanından sonra dolaşmamaları tenbih edilmiş, yasağa uymayanların güvenlik güçleri tarafından toplanarak evlerine teslim edilmeleri söylenmişti.

Kadınlar gündüzleri çarşı ve pazar gibi kalabalık yerlerde bulundukları vakit de “edepli” davranmak zorundaydılar!

RAMAZAN GELİR, ZAM GİDER

Ramazan’da devletin edepten, terbiyeden ve dinî kurallara saygıdan da fazla şekilde üzerinde durduğu mesele yiyecek sıkıntısı çekilmemesi ve gıda fiyatlarının artmamasıydı. Bu ayda gıda fiyatlarına “narh” konur, yani fiyatlar devlet tarafından belirlenir, bu fiyatların üzerinde satış yapılmaması için görevliler devamlı teftiş yaparlardı.

Fiyatlarının yükselmemesi için itina gösterilen yiyeceklerin başında ekmek ve et vardı. Ramazan’da çıkarılacak ekmeğin, simidin ve çöreğin ne şekilde ve içine neler konularak pişirileceği devlet tarafından kararlaştırılarak fırıncılara duyurulurdu. Ekmek numunesi padişaha önceden gösterilerek, hattâ tattırılarak onayı alınır ve fırıncılardan ekmeği belirlenen bu nümuneye göre hazırlamaları istenir, satış fiyatı da Şaban ayının son günlerinde ilân edilirdi.

Eski devirlerde bizde en fazla çok tüketilen et, koyun eti idi. Sığır eti lezzetli olmadığı için kullanılmaz, tavuk ise çok daha az yenirdi. Halkın Ramazan’da daha da artan et ihtiyacının karşılanması ve sıkıntı çekilmemesi için yerleşim merkezlerine Trakya’dan koyun getirirlerdi.

Ekonomide de asırlar boyunca değişmeden devam eden bir  kuralı vardı: Ramazan’da yiyeceklerle zam yapılmaz, zamların Ramazan sonrasına ertelenirdi.

Bugün işte böyle biraz nostalji yapayım ve geçmiş asırların Ramazanları ile alâkalı pek bilinmeyen idarî uygulamalardan bahsedeyim dedim…

Tekrar hayırlı Ramazanlar!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir