Galaktik Uygarlık Var mı?

Evrende yaşayan tek zeki canlı türü insanoğlu mu? Uzmanlar, yalnız bizim galaksimizde 390 milyon yaşanabilir gezegen olması gerektiğini ileri sürüyorlar. Tara Gürses, evrendeki yaşam olasılıklarını ve galaktik uygarlıklar olasılığını çağdaş bilimin bakış açısıyla inceledi.

Evrende Yalnız mıyız?

Evrenin derinliklerine dikili gözlerin biricik sahibi insanoğlu mu? Doğal duyularımızın birer uzantısı olan aletleri yalnız bizler mi yapıyoruz? Gördüğünü ve hissettiğim anlamaya can atan beyinler yalnızca bizlerde mi var? Ve yanıt da büyük bir olasılıkla şu: Yalnız değiliz. Gözlem yapan ve araştıran başka türler de bulunuyor, belki de bizden çok daha etkin bir biçimde.

Bu başka beyinlerin nerede olduğunu bilmiyoruz ama, bir yerlerde bulunuyorlar. Neler yaptıklarını bilmiyoruz ama pek çok şey yapıyorlar. Nasıl bir şey olduklarını bilmiyoruz ama zeki yaratıklar.

Eğer orada bir yerlerdıryse bizi bulabilecekler mi? Yoksa çoktan buldular mı? Eğer onlar bizi bulmamıslarsa bizler onları bulabilecek miyiz? Daha doğrusu onları bulmalımıyız? Böyle birşey bizim güvenliğimizi tehlikeye sokar mı? Yalnız olmadığımızı bir kez kabullenince sorulması gereken tüm sorular bunlar ve gökbilimciler de soruyorlar.

390 Milyon Gezegende Yaşam

Son birkaç on yıl öncesine kadar, insanın evrende yalnızlığını kabul etmiş olduğu ve başka zekâların var olması düşüncesiyle bir şok geçireceği sanılıyordu. Bundan daha gerçek dışı bîr şey olamaz. Tarihin hemen her çağında insanların büyük bir çoğunluğu yalnız olmadıklarını kabullenmişlerdir.

Şimdi ise 21. yüzyılın insanı Dünyadışı zekâların ziyaretini sabırsızlıkla ve korkusuzca bekliyor. Bu bekleyiş ise, tamamiyle bilimsel gerçekler üzerine dayanıyor.

8 milyon yıl önce, özel beyinli bir tür ortaya çıktı. İlk Hominid’di bu. Yaklaşık 600.000 yıl önce ise, Homo Sapien gelişti ve yaklaşık 5.000 yıl önce insanoğlu yazıyı icat etli. Böylece, yazılı tarih başladı, dünyanın bazı bölgelerinde uygarlık çiçeklendi.

Uygarlık ortaya çıktığı zaman yeryüzü 4.600.000.000 yaşındaydı ve ömrünün kabaca % 40’ını tamamlamıştı. Üzerinde yaşanılabilir gezegenlerden % 40’ının uygarlık geliştirebilecek kadar yaşlı olmadığı, % 60’ının ise yeterince yaşlı olduğu anlamına gelir bu. Böylece elimize şöyle bir veri geçiyor: Sadece bizim galaksimizde teknolojik uygarlığın gelişmiş olduğu gezegenlerin sayısı 390.000.000 olmalıdır.

Diğer bir deyişle, Galaksimizdeki her 770 yıldızdan biri bugün teknolojik bir uygarlığın üzerinde parlamakladır. Biraz daha ileri gidebiliriz. Uygarlığımız, yazının icadıyla, uzaya ilk çıkışımız arasındaki süreyi sayarsak 5.000 yıl sürmüştür. Eğer son derece iyimser bir düşünceyle uygarlığımızın yeryüzü durdukça süreceğini düşünürsek, bir 7,4 milyar yıl daha eklememiz gerekir. Bu süre içinde teknolojik düzeyimiz muhteşem bir ilerleme kaydedecektir.

Bir Uygarlık Nasıl Sona Erer?

Bir uygarlığın ortalama süresinin 7,4 milyar yıl olduğunu ve uzay uçuşlarına ilk 5.000 yılda ulaşıldığını varsayalım. Bu demektir ki, uzay uçuşları gelişmeden önce uygarlığın ancak 1/1.500.000’da biri geçmektedir. Ve geriye kalan süre teknolojik düzeyin daha da artması içindir. Başka bir deyişle söylersek galaksimizdeki uygarlıkların ancak 1/1.500.000’i gelişmemiştir. Bunlar uzay uçuşlarının ya eşiğindedirler, ya da buna daha ulaşamamışlardır. Geri kalanlar ise hepsi bizden ileridir. Bu demektir ki. Galaksimizdeki 390 milyon uygarlıktan ancak 260 milyonu bizim kadar ilkeldir. Geri kalanları bizden ileridir. Kısacası, yalnızca Dünyadışı zekâların varoluş şansını değil, Dünya dışındaki İnsan üstü zekâların varoluş zamanını da hesaplar hale geliyoruz.

Uygarlıkların belli bir süre sonra kendi kendini yok etmesi gerçeğini göz önüne almamız gerekir. Buna en büyük örnek kendi dünyamızdır. İnsanoğlu uygarlık seviyesi arttıkça daha maddeci bir kültür geliştirmiştir. Dahası, teknolojinin ilerlemesi insanın birey olarak etkin bir vahşet yaratabilmesine yardımcı olmuştur. Bu durum sınır tanımadan sürüp gider.

Şimdi insanlığın emrinde, bugüne dek sahip olduğu silahların en öldürücüleri vardır. Ve daha şiddetlilerine sahip olabilmek için de can atmaktadır. Şu sonuca varabiliriz kî, bir türün zeki olup da rekabetin anlamını kavrayamaması, rekabette kaybetmenin tehlikelerini önceden görmemesi ve rekabette gücünü artıracak silahlar geliştirmemesi mümkün değildir. Sonuçta, zeki türlerin geliştirdikleri silahların gücü ve tahribatı, onların yeniden kurma ve inşa etme gücünü aştığı zaman, uygarlık kendiliğinden sona erer.

Bunalımlı Uygarlıklar

Homo Sapiens, görünüşe göre bu konuda dolu dizgin gitmiştir ve şimdi termonükleer bir savaşla uygarlığı -belki de sonsuza dek-yok etmek durumuyla yüz yüzedir. Termonükleer bir savaştan kaçınsak bile, teknolojinin yeterli zekâ ve sağduyu olmaksızın ortaya çıkan diğer sonuçları, bizi yok etmeye yetebilir. Sınırsızca artan nüfus, git gide azalan enerji ve madde kaynaklarıyla birleşince bir açlık devrinin başlamasına, bunun sonucu olarak da umutsuz bir termonükleer savaşa neden olabilir.

Çevrenin kirlenmesi, yeryüzünün canlılığının azalmasına neden olabilir. Nükleer reaktörlerin radyoaktif artıkları, sızıntıları, fabrikalardan ve otomobillerden çıkan kimyasal artıklar, kömürün ve petrolün yanmasıyla çıkan karbondioksit, toplu ölümlere yol açabilir.

Eğer, kendi durumumuza denge noktasının yakınında olarak bakarsak ve başarısızlığa uğramakla kurtulmak arasında eşit şansa sahip olduğumuzu düşünürsek. Galakside kurulmuş uygarlıkların yarısının bugün bizim karşılaştığımız tür bir bunalımı atlatmış olduklarını düşünebiliriz.

Tüm bu değerlendirmeler neticesinde Galaksimizde teknolojik uygarlığın şimdi mevcut olduğu gezegenlerin sayısı 530.000 kadardır. Uygarlıkların gelip geçici olduğu düşüncesi bile bizi Galaksimizde halen var olan yarım milyonun üzerinde uygarlıkla baş başa bırakıyor.

Galaktik İmparatorluklar

Yarım milyon gezegenin hepsinde uygarlık bulunabilir ama, bu uygarlıkların hepsi, barışı güçlükle koruyan bir düzine Galaktik Devlete ait olabilir. Belki en eski ve en güçlü oları, henüz gelişmemiş uygarlıkları tahrip ederek ve oralardaki canlıları köleleştirerek bütün dünyaları ele geçirmeyi başarabilmiş ve bir Galaksi İmparatorluğu kurmuş olabilir.

Ama durum böyle ise, biz neden yok edilmedik veya köleleştirilmedik? Belki daha henüz bize ulaşamamışlardır. Tabii, bu pek olası değil. Galaksi 15 milyar yıl önce meydana geldi. Gerçekten büyük yıldızlar, birkaç milyon yıl parladıktan sonra patlarlar. Dolayısıyla galaksi yaklaşık bir milyar yıl yaşındayken, eteklerinde, artan sayıda ikinci kuşaktan güneşimsi yıldızlar meydana gelmiş olmalıdır. Uygarlıkların gelişmesi içil 4 milyar yıl daha eklersek, bazılarının uzaya çıkmış olmaları ve 10 milyar yıldır yayılmış olmalan mümkündür.

Galaksinin çevresi 315,000 ışık yılıdır ve her iki yönde, galaksinin çevresini dolaşarak, bir noktadan tam tersi bir noklaya gitmek 150.000 ışık yılından biraz fazla sürer. Bu demektir ki, bir uygarlığın 10 milyar yılda galaksinin çevresini dolaşabilmesi için, her yıl Dünya-Güneş uzaklığı kadar yol alması gerekmektedir.

Bu sayı, bir uygarlık içindir. Diğerleri de eklenirse, kolonileşme oranı artar. Çok büyük olmayan hızlarla yol alınsa bile, yıldızlararası yolculuğun pratik bir hale gelmiş olması koşuluyla, galaksinin yaşanabilir kesimlerinin her bir noktası keşfedilmiş olmalıdır.

Öyleyse neden hâlâ buraya gelmediler? Yıldızların kalabalıkları arasında bizi gözden kaçırmış olmalan mümkün mü? Pek mümkün değil. 10 milyar yıl bakıp da Güneş gibi bir yıldızın gözden kaçınlabileceği imkânsızdır. Yeryüzü başkalarınca ele geçirilmediğine, bizim bağımsız uygarlığımıza herhangi bir şekilde müdahale edilmediğine göre, “Galaktik Emperyalist “ler mevcut değildir.

Neden Hâlâ Gelmediler?

Uzaya açılan uygarlıklar çok daha iyi yürekli olabilirler. İlke olarak gezegenlerdeki canlıların kendi bildikleri gibi gelişmesine izin veriyorlardır. Yine ilke olarak, üs kurup kaynaklar aradıkları gezegenler, Merkür ya da Ay gibi üzerinde yaşam bulunmayan dünyalardır.

Çeşitli uygarlıklar bir Galaksi Federasyonu kurmuş olabilirler ve bizim uygarlığımız üye olabilecek derecede ilerleyinceye kadar, bu federasyonun himayesinde bulunuyor olabilir.

Yıldız gemileri belki de bizi göz altında tutuyordur. Avusturya doğumlu gökbilimci Thomas Gold’un ileri sürdüğüne göre, yeryüzü henüz yeni bir gezegenken, uzay gemileri buraya inmiş olabilirler ve bunların yeryüzünde bıraktıkları artıklarda bulunan bakterilerden yeryüzü yaşamı doğmuş olabilir. Bu, bir bakıma Arrhenius’tın ileri sürdüğü “yeryüzünün uzaydan gelen sporlarla tohumlandığı” düşüncesinin yeniden canlandırılmasıdır.

Bütün bunlar mümkün müdür? Uygarlıkların diğer uygarlıklarla ilgilenip de onları ele geçirmek istememelerini düşünebilir miyiz?

Belki de yarım milyon uygarlığın evrene yarım milyon değişik açıdan bakacağı, yarım milyon farklı kültür ve bilimsel gelişme yaratabileceğini, yarım milyon değişik sanat ve edebiyat biçimi, yarım milyon iletişim ve anlaşma yolu oluşturabileceğini düşünebiliriz. Bunların bir kısmı zeki türler arasında haberleşme gücüne sahiptir ve haber alışverişleri ne kadar az olsa da bunları anlayabilecek kadar zekidir.

Evrensel Birlik İçin

İnsanlar ve Dünyadışı uygarlıklar, birlikte oldukları takdirde, daha hızlı gelişebilecek ve daha ötelere gidebileceklerdir. Doğa yasalarını yenilgiye uğratmak ve evreni zekâya boyun eğdirmek olasılığı varsa, bu ancak işbirliğiyle gerçekleşecektir.

İşte şimdi insanoğlu, bu ümitle uzaya her gün fotonlarla ve elektromanyetik dalgalarla sinyal göndermekte ve bunlara cevap beklemektedir. Bu sinyallere şimdiye kadar cevap alamadıysak, bu hiçbir şeyin varolmadığının kanıtı değildir, yanlış bir yere bakıyor olabiliriz, yanlış bir şekilde bakıyor olabiliriz, yanlış bir teknikle bakıyor olabiliriz, ya da hepsi. Belki de bütün mesajlarımızı aldıkları halde, bilinçli olarak cevap vermiyor olabilirler. Bizim yeterince gelişmemizi bekliyor da olabilirler.

Öte yandan, yanıtımızı alan ve dinlendiğini anlayan ileri uygarlığın hemen büyük ciddiyetle bunu ilerletmeye başladığını düşünelim. Bir yüzyıl beklememize karşın, yabancı uygarlık tarafından bilgi yağmuruna tutulabiliriz, tabii eğer gelen tür sinyalleri anlayıp çözebilirsek.

Eğer ışık hızının alt edildiğini ve barışçı ve uysal bir Galaktik Uygarlıklar Federasyonu’nun bulunduğunu varsayarsak, aldığımız mesajı başarıyla yorumlamamız ve cesurca cevap vermemiz, Federasyon’un bir üyelik kartıyla sonuçlanabilir. Kim bilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir