Gizemli telepati deneyleri

Kelime kullanmadan düşünce iletişimi olan telepatide verici ve alıcı olmak üzere iki kısım mevcuttur. Vericiler düşünceleri aktarabilmekte, alıcılar ise bu düşünceleri okuyabilmektedir. Telepatik iletişimin en önemli koşulu, frekansların (titreşimlerin) uyuşmasıdır. Zihinsel telepati gücününen bilinen ve en tipik örneği, ikiz kardeşler arasında yaşananlardır. Birbirlerinden kilometrelerce uzakta, hatta birbirlerinin varlığından haberi bile olmayan ikizlerin bazı durumlarda aynı şeyleri hissettikleri ya da aynı zamanda hastalandıkları çok duyulmuş olaylardandır. Aynı şekilde anne ve çocuk arasındaki zihinsel iletişim oldukça güçlüdür. Fakat bunun dışında da birbirini tanımayan kişiler arasında telepati denen olgunun varlığından söz edilmektedir. Herhangi bir araç kullanılmadan veya bilinen herhangi bir duyuyu kullanmadan beyinlerarası bu haberleşme uzaklıkla sınırlı değildir.

Telepati Gerçek mi?

Parapsikoloji konusunda en yaygın görünen örnekler, telepati örnekleridir. Bazı kişiler buna inandıkları için son derece doğal karşılarken, telepatik deney geçirdiği halde üstünde durmayan veya bunu yorgunlukla ya da hayal görmekle açıklayanlar da vardır. Anlatılan deneylere göre telepatinin en yoğun olduğu durum kişinin sevdiği biri annesi, babası, çocuğu, sevgilisi veya yakın arkadaşı güç bir durumdayken ya da çaresiz, yardımsız kalmışken oluşmaktadır. “Phantoms Of The Living” adlı kitabında, Myers bu konunun tipik bir örneğini veriyor. 10 yaşlarında bir kız evinin yakınlarındaki bir ormanda kitap okurken birdenbire gözlerinin önünde anne ve babasının yatak odası geliyor. Annesi yerde ve ölü gibi yatmaktadır. Bu hayal o kadar canlıdır ki, küçük kız hemen koşa koşa aile doktorlarına gidip onu da yanına alarak eve gider. Eve vardıklarında yatak odasına girerler ve kızın annesini, aynı hayalinde gördüğü biçimde, yerde ölmüş bulurlar. Detaylar bile aynıdır. Elindeki dantel mendil kızın zihninde gördüğü biçimdedir. Fakat olayın daha da şaşırtıcı yanı küçük kız evden çıkarken annesinin son derece sağlıklı olması ve hiçbir rahatsızlığının bilinmemesidir.

Ganzfeld Deneyleri

1970’lerden itibaren, dünyanın önde gelen üniversiteleriyle araştırma enstitülerinde çalışan parapsikologlar iddialarını ciddi bilimsel çalışmalarda test etmeye başladılar. Testlerin sonuçları ise, konu üstünde çalışanlar arasında fikir ayrılığına düşürecek nitelikteydi. Bazı araştırmacılar, elde edilen sonuçları telepatinin varlığını ispatlamak için yeterli bulurken bazıları da, test sonuçlarının geçerli bilimsel kanıtlar sağlamadığını söylüyorlar. Ancak iki grubun uzlaştığı tek bir alan var: Bugüne dek en geçerli kanıtların elde edildiği “ganzfeld” (tüm alan) deneyleri. Meditasyon yapan kişilerin telepatik deneyimleriyle ilgili raporlar, zihinsel konularda araştırma yapaların ilgisini çekmişti. Raporlar, telepatinin insanlar arasında iletişim sağlayan sinyaller içerebileceği düşüncesini doğurdu. Sinyallerin normal beyinsel çalışma ile algılanamayacak kadar belirsiz olduğu, meditasyon gibi çalışmaların ise algılanmalarını kolaylaştırabileceği düşünülüyordu. Bu düşünce, ışık, ses ve sıcaklığı kapsayan bir “tüm alan”da rahatlayan insanlar üstünde deneyler yapılmasına neden oldu. Deneylerden sonra “ganzfeld”, telepatinin test edilmesinde en popüler metot haline geldi. Ganzfeld deneylerinde, katılımcılar, özel olarak yalıtılmış bir odada 45 dakika boyunca yumuşak bir koltukta oturup, kulaklıkla rahatlatıcı sesler dinlerler. Bu sırada, gözlerinde yalnızca yumuşak pembe ışık geçiren filtreler bulunur. Telepatiyle ilgili ikna edici kanıtlar, ancak otomatik ganzfeld deneyleri gibi titizlikle hazırlanmış çalışmalarda elde edilebilir. Fakat yine de, evde iskambil kâğıtları, rahat bir koltuk ve “yollayıcı” olmayı kabul eden bir arkadaşınızla basit bir deney yapabilirsiniz. Bunun için sıradan bir iskambil destesinden as, dört, on ve papazları ayırın. Size yardım eden kişi bunları karıştırsın. Siz de başka bir odada, rahat bir koltuğa oturun. 15 dakika gözleriniz kapalı, nefes alıp vermeye odaklanın. Burada amaç, telepatik sinyalleri algılamak için zihninizi boşaltmak. Daha sonra “yollayıcı” kartlara konsantre olarak, üzerlerindeki resimleri iletmeye çalışsın. Birkaç dakika sonra, iletilen kartın hangisi olduğunu söyleyebilmelisiniz. Bu sırada yardımcınız doğru ve yanlış tahminleri not etsin. 16 kart bittikten sonra kartları karıştırıp, deneyi 3 defa daha tekrarlayın. Rastlantısal tahmin yapılırsa, 64 tahmin içinde 16 civarında doğru bilme olasılığı var. 23 veya daha fazla doğru ise, bilim dünyasınca istatistiksel açıdan anlamlı bulunabilecek kanıt olacaktır.

Telepati Deney ve Araştırmaları

Yıllar önce Amerikalılar ‘‘Nautilis’ adlı denizaltı ile denize daldıklarında, bir subayın 3000 mil ötedeki bir yere gemideki bilgileri telepati yoluyla sızdırması dünyada sansasyonel bir habere konu olmuştu. Çünkü nükleer denizaltı gibi son derece gizliliği gerektiren bir vasıtadan haberlerin 3000 mil öteye iletilmesi çok önemli bir durumdu. Eski Sovyetler ve ABD’de düşünceleri beyin dalgalarına dönüştürüp önce hayvanlara, daha ileride de insan beynine işleme ve kitlelere hakim olma konusunda çalışmalar yapıldığı da öne sürülmüştür. Parapsikolojinin önemli kavramlarından telepati devletler için gizemli bir silah anlamındaydı. SSCB ve ABD’de bu konuyla ilgili çok sayıda deney gerçekleştirildi. Sovyetler Birliği’de Prof. Vassiliyev’in 1930’lu yıllarda yaptığı araştırmalar ilginç örneklerden birini oluşturuyor. Deneyde yaşları 25 olan İvanova ve Fedorova, isimli iki kişi yeraldı. İvanova deney odasında beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonları ölçülecek şekilde cihazlara bağlanıyordu. İvanova’ya telkinle hipnoza giriyordu. Aletlere de bunu kaydediyordu. İki kadın önceleri ayrı ayrı odalarda, daha sonra da uzak mesafelerde transa sokuldu. Beyin yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajlar kaydediliyordu. Deney, kurşun tabutta ve deneklerin birbirine 1500 kilometre uzaklıkta iki şehirde bulunduğu ortamda da tekrarlandı. Netice aynıydı. İvanova ve Fedorova, hipnotize olduklarında, birbirlerine telepatik yöntemle mesaj gönderebiliyorlardı. Deney başka insanlar üzerinde de denendi ve aynı sonucu verdi. Telepatinin yanısıra Rus bilimadamları uzaktan telkin denemeleri de yaptılar. Yapılan deneyler sonucu, Sivastopol’ daki bir kişi 1700 km uzaklıktaki Leningrad’da bir kadını hipnoza sokmayı başarmıştır. Yine eski Sovyetlerde yapılan bir deneyde, bir denizaltıda yavru tavşanlar belli aralarla öldürülmüş ve binlerce kilometre uzaktaki iki kara parçasında anne tavşanın beyin dalgaları, her bir yavrunun öldürülmesi sırasında belirgin değişimler göstermiştir. İnsan rüyasına, telepati yoluyla etki edilebilmekte ve rüya değiştirilebilmektedir. Rüya – telepati ilişkisine ait çeşitli üniversitelerden de yayınlar gelmiştir. 1960 yılında Newyork Maimonides araştırma merkezinde tecrübe edilen kişiye telepati yoluyla istenen rüya gösteriliyor. Dr. M. Ulman, Dr. Stanley Kripner rüya laboratuvarında tecrübe edilecek şahsın başına elektrot bağlıyor ve şahıs uyutuluyor. Uyumaya başlayınca telepat, uyuyan kişiye istenilen resimleri rüyasında telepati yoluyla gösteriyor. Rus psikolog Platonov, uzaktan telepati ile, birçok kişiyi uyutabiliyordu. Rus parapsikoloğu Naumov’un telepatik hipnozla birçok kişiyi tökezletip düşürebildiği belirtilmiştir. Telepati ile rüyalara etki etmek, vücutlarında bir takım değişiklikler yapmak ve kişiye kabus göstermek mümkün olmaktadır.

Telepati Bilimsel mi?

Telepati sözcüğü 1882’de F.W. Mayers tarafından İngiliz Ruhsal Araştırma Derneği’ni kurduğu zaman konmuştur. Kelime, Yünancadan türetilmiştir. Tele, uzaktan, pathos ise duygu, düşünce demektir. 1930’lardan itibaren bu konuda araştırmalar yapılmaya başlanmış, bilim adamları tarafından kayıtlar tutularak çeşitli deneyler gerçekleştirilmiştir. Amaç, konuya bilimsel açıklık getirmeye çalışmaktır. Telepatiyi kuramsal bir temele oturtma çabaları “Parapsikoloji Dersleri” adlı kitapta şöyle ifade edliyor; “Beyindeki her aktivite atom seviyesinde kimyasal bir değişime neden olur. Bunun sonucunda çevreye bir tür enerji dalgaları yayılır. Her enerji formunun da bir yayını vardır. Radyasyonsuz hiçbir şey var olmaz. Her şey hayat denizi içinde titreşir durur. Bu sadece canlılar için geçerli bir husus değildir. Canlı-cansız her şey bir titreşime sahiptir. Radyasyonsuz dalga formlarının milyonlarca tipi vardır. Bunların pek çoğu zamanımızda henüz ölçülebilir halde değildir. “Bilime göre fizik radyasyonların tümü, uzaklığın karesiyle azalır. Örneğin, bir verici telsizden gelen radyasyon, uzaklık içinde gücünü hemen yitirir. Gerek Or. Rhine, gerekse öteki araştırmacıların elde ettikleri sonuçlara bakılırsa, telepati için böyle bir düşüş söz konusu değildir. Uzaklığın hiçbir etkisi olmaksızın telepatik transmisyon başarılmıştır. Hatta uzaktan yapılan denemelerin yakından yapılanlara oranla daha sağlıklı oldukları belirtmiştir . Dr. Rhine bu bakımdan telepatinin radyant olmayan bir başka enerji şeklinde ele alınıp açıklanması gerektiğini ifade etmiştir . Çünkü, o uzaklığın karesiyle ters orantılı etkilenmemektedir. Bununla birlikte hemen tüm matematikçiler bunu kabule yanaşmamıştır. Bunlardan bazıları da beynin bilinmeyen özel bir enerji yayarak titreştiği düşüncesini kabule meyletmiştir.”

Zener kartları

zener-kartlari

Zihinde oluşan görüntüler üzerine yapılan deneylerin en yaygını Zener kartlarıdır. 1934’de Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesi’nden J.B. Rhine’ın geliştirdiği bu kartlar, üzerinde haç, yıldız, daire, kare ve dalgalı çizgiler şeklinde işaretler olan kart destesidir. Zener kartları ile yapılan çalışmalarda, gönderici olan kişi bu kartları karıştırıp daha sonra birer birer açıp bakar, başka bir odada olan alıcı kişi de göndericinin o anda baktığı kartın üstünde hangi işaretin olduğunu anlamaya çalışır. Defalarca yapılan bu deneylerin sonuçları algılama gücü yüksek olan kişilerle yapıldığında olasılık hesaplarının açıklayamayacağı bir biçimde yüksek çıkmıştır. Mesela 1939 yılında yine Duke Üniversitesince yapılan bir deneyde VVoodrof adında bir kişinin bulduğu sonuçları bulma oranı olasılık hesaplarına göre 1.7 milyonda birdi.

Bu deneyler sadece Zener kartlarıyla yapılmaz. Bir kişinin önündeki kağıda çizdiği şekilleri başka odadaki bir başka kişinin aynı anda çizmesi beklenir. Bunlarla ilgili de oldukça şaşırtıcı sonuçlar bulunmuştur. Örneğin 1880 yılında Malcolm Gurthrien’in yürüttüğü bir deneyde bir denek, Gurthrien’in çizdiği resimleri her seferinde şaşırtıcı bir benzerlikle çizmeyi başarmıştır. Telepatiyle ilgili bir başka örnek de İngiliz gazeteci VVilliam T.Stead’dir. Stead, telepatik mesajlarını yazı yoluyla alırdı. Üstelik Stead mesaj aldığı kişilerin yaşayan tanıdıkları olduğu gibi, ölmüş kişiler de olduğunu söylerdi. Stead bu yeteneğini o kadar geliştirmişti ki arkadaşlarına mektup yazmak yerine kafasında onlarla temasa geçer, nasıl olduklarını sorardı. Onların yanıtları ise kendi kontrol edemediği bir biçimde, önündeki kâğıda kendi eliyle yazılırdı. Telepati konusunda diğer bir örnek de ünü dünya çapında yayılan ve bir sahtekâr olup olmadığı konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılan Uri Geller’dir. Uri Geller telepati tecrübeleri için bütün radyo dalgalarını perdeleyen, çift kat bakırdan yapılma Faraday Kafesine (yalıtılmış kafes) konuyor ve ayrıca, sımsıkı kapalı bir odada yer alıyordu. Bu kafeste yine telepati meydana geliyordu. Geller hakkında bir kitap yazması istenen fakat onun gücüne inanmadığı için bunu sürekli reddeden Colin VVilson sonunda onunla tanıştığında Geller’in yaptıklarını görünce kitabı yazmaya ikna olmuştur. VVilson, Geiler’le yaşadığı deneylerden birini Bilinmeyen Dergisi’nde şöyle anlatmıştır;”Geller bana arkasını dönerek lokantanın dışına bakmaya başladı. Ben köşedeydim. Bana yemek listesinin arkasına bir şey çizmemi söyledi. Çocuklarıma çizdiğim komik bir canavarın resmini çizmeye başladım. Arada bir Geller’e bakıyordum. Beni gözetlemediğinden ya da elinde bir ayna tutmadığından eminim. Sonra bana döndü. Yemek listesi, üstü kapalı olarak ellerimin arasındaydı. Bana çizdiğim şekli düşünmemi söyledi. Düşündüğümü ona nakletmeye çalışacaktım. Geller, hatalı birkaç çizimden sonra, birdenbire benim çizdiğim canavarın ‘aynını çizdi. Hiçbir şey ona yol göstermemişti”

Telepati Nasıl Kurulur?

Bazı araştırmacılar telepatinin beyinden çıkan elektromanyetik dalgalarla oluştuğunu öne sürerken diğer bir kesim ise buna karşı çıkar. Telepatinin beyin dalgalarıyla ilgisinin olmadığını bunun tamamen ruhsal bir olay olduğunu savunurlar. Atmosferik şartlar, fırtınaların da telepatiyi değiştirmemesi bunu göstermektedir. İnsan beyninden 7 – 30 hertz arasında elektromanyetik dalgalar çıkar. Uzun araştırmalar sonucunda, bu dalgaların düşünce, zekâ, korku, endişe gibi ruhsal olaylarla değişmediği anlaşılmıştır. Profesör Arkadyevin hesaplarına göre beyinden çıkan enerji o kadar zayıftır ki birkaç metrenin dışına çıkamaz. Açıkçası telepati çok uzak yerlere gidebileceğine göre bunun beyin dalgalarıyla ilgisi yoktur. Şu halde 2 beyin arasında bir metreden biraz fazla bir mesafede elektromanyetik aktarım çok zor şekilde gerçekleşebilir. Bu durumda dünya-ay arası gibi bir mesafede meydana gelen telepatiyi ancak ruh ile açıklamak mümkündür.

Dijital Telepati

Amerika’da yapılan bir deney insanlar arasında beyinden beyine iletişim kurmanın mümkün olduğunu gösterdi.Washington Üniversitesi Öğrenme ve Beyin Bilimleri Enstitüsü bilimadamları, internet üzerinden birbirleriyle soru cevap oyunu oynayan katılımcıların beyinleriyle birbirlerine sinyal göndererek iletişim kurmayı başardığını açıkladı. Çalışmayı yöneten Doç. Dr. Andrea Stocco, şimdiye kadar insanlar üzerinde yapılan en kapsamlı beyinden beyine iletişim deneyinde iki bireyin görsel deneyimlerini birbirlerine aktardığını söyledi. Deney, birbirinden yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki iki ayrı laboratuvarda kurulan karanlık odalarda 10 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. İkişerli beş gruba ayrılan gönüllüler, internet üzerinden 20 aşamalı bir soru cevap oyunu oynadı. Katılımcıların, her bir aşamadaki nesneleri birbirlerine sorular sorarak bulması gerekiyordu. Deney sırasında katılımcılar, beyindeki elektriksel aktiviteleri kaydeden EEG makinesine (elektroensefalografi) bağlandı ve kafalarına görsel korteks bölgesinin üzerine manyetik bir halka gelecek şekilde başlık geçirildi. Bir katılımcıya bilgisayar ekranında bir nesnenin resmi gösterilirken diğer laboratuvardaki katılımcının ekranına da resimlerle ilgili sorular yansıtıldı ve bu soruları “mouse”a tıklayarak diğer deneğe göndermesi istendi. İlk katılımcı, soruları monitörde beliren ve yanıp sönen iki LED ışıktan birine odaklanarak “evet” veya “hayır” olarak cevaplamaya çalıştı.Deney sırasında katılımcılar, birbirlerine beyinleriyle sinyal göndererek nesneleri %72 doğruluk oranıyla tahmin etti. Araştırmacılardan Chantel Prat, “Katılımcılar, beyinleriyle gördükleri bir şeyi yorumlayıp birbirlerine beyinleriyle sinyal göndererek iletişim kurdular. Bu, bugüne kadar hiç görmediğimiz bir şeydi” dedi.

Harvard Tıp Okulu’ndan Dr. Alvaro Pascual Leone’nin liderliğindeki araştırma ekibi, uzak mesafedeki insanların beyinleri arasında mesaj iletişimi kurmayı başardı. Beyinle elektromanyetik olarak etkileşime giren bir teknolojinin kullanıldığı ve PLOS ONE adlı dergide rapor edilen deneyde, Hindistan’da 1, Fransa’da ise 3 katılımcının kafalarına elektrotlar yerleştirildi. Araştırmada yer alan Giulio Ruffini ‘deneklerden birinin internete bağlı olan EEG giydiğini ve merhaba gibi kısa bir mesaj düşündüğünü’ söyledi. Mesaj, beyindeki elektriksel faaliyeti kaydeden EEG tarafından tespit edildi. Düşünülen mesaj daha sonra bilgisayar aracılığıyla 0 ve 1’lerden oluşan ikili koda çevrildi. Ardından, Fransa’ya e-posta ile gönderildi ve yeniden elektriksel sinyallere dönüştürüldü. Elektriksel sinyaller, TMS (transkraniyal manyetik simülasyon) adı verilen yöntemle alıcıların beynine uygulandı. Böylece, Fransa’daki denekler kendilerine gönderilen mesajı sesle duymadı ya da görmedi ancak çevresel görüş alanlarında parlayan ışıkları olarak algıladı. Katılımcılar, gönderilen mesajı temsil eden parlamaları doğru olarak algılamayı başardı. Pascual-Leone, bu deneyle ‘beyin aktivitesini ortaya koyarak iki insan arasında doğrudan iletişim kurup kuramayacaklarını görmek istediklerini ve beyin faaliyetlerini alıcı olan ikinci kişide görebildiklerini’ belirtti. Pascual-Leone, Hindistan ve Fransa gibi çok uzak mesafelerde bulunan insanlar arasında interneti bağlantı yolu olarak kullanarak iletişim sağlayabildiklerini söyledi. Diğer bir deneyde ise İspanya ve Fransa arasında bağlantı kurularak % 15 toplam hata oranıyla veri iletimi sağlanmıştır.

Öte yandan deneysel çalışmalar insanlarla sınırlı değil. Northwestern Üniversitesi’nden bilimadamları nöronlar arası iletişimleri hissedebilen bir cihaz sayesinde sineğin “aklını okumayı” başardı. Floresan moleküller kullanarak nöronları işaretleyen araştırmacılar, herhangi bir duyusal deneyim sırasında hangi sinapsların aktive olduğunu belirlemeyi başardı. Floresan yapılar, denizanalarında bulunan parlak bir proteini kullanılarak üretildi. Mavi, yeşil ve sarı renklerde parlayan 3 farklı molekül sineğin beyninin koku alma, görme ve ısı gibi farklı özelliklerden sorumlu bölgelerine yerleştirdi. Bilimadamları sineğin beyninde olan bitenleri floresan moleküller sayesinde basit bir mikroskopla takip edebildiklerini açıkladılar. Aktive olan bir nöronun, bir saat sonra bile floresan ışığını kaybetmediği ve bu sebeple de sineğin son bir saat içinde yaptıklarının bu yöntem sayesinde “okunabildiği” belirtildi. Deneyin dijital telepatinin ilk adımı olduğunu söyleyen araştırma ekibinin lideri Marco Gallio, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Beyindeki işlemlerin büyük bir kısmı sinapslarla yapılıyor, yani nöronların birbirleri ile konuşmasıyla. Geliştirdiğimiz bu teknoloji bize bir davranış sırasında hangi nöronların aktive olduğunu gözlemleme şansı tanıyor. Bu telepati ile akıl okumak değil elbette ama buna oldukça yakın bir şey. Sadece beynine bakarak bir böceğin geçmişte neler yaşadığını öğrenebiliyoruz” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir