Göbekli Tepe, Sirius Yıldızı ve Kur’an

Dünya’da o kadar çok ilginç yapılar var ki, sırrı günümüzde halen çözülebilmiş değil. Bunun en bariz örneği önceleri “mezar” açıklaması yapılan ancak daha sonra mezar olmadığı anlaşılan Mısır piramitleri veya Çin’de ki Türk piramitleri veya Baalbek taşları gibi bir çok örnek mevcuttur.

Lübnan’da yer alan Baalbek‘te yapılan kazılarda antik çağa ait 1650 tonluk yekpare taşblok ortaya çıkarılmıştı.

Arkeolojik kazılarda pek çok şey ortaya çıkarılıyordu ancak böylesine büyük, devasa boyutlarda ve böylesine ağır, üstelik günümüz teknolojisi ile osilatörler yardımı vasıtasıyla ancak kesilen bu büyük taşı, böylesine düzgün, pürüzsüz ve simetrik şekilde kesebilen teknoloji kimindi ?

Mağara adamlarının mı ? Hiç sanmıyorum !

BAALBEK TAŞLARI

İlgili resim

Tıpkı Baalbek veya diğer sırrı çözülemeyen tarihi kalıntılar gibi Şanlıurfa’da bulunan “Göbekli Tepe” olarak bilinen bölge de insan zihnini zorlayan argümanlara sahip…

Milattan önce 10-12 binli yıllarda inşa edildiği düşünülen ve dünyanın en önemli antik eserlerinden kabul edilen Göbekli Tepe için bilim insanları “Dünya tarihinin en eski tapınağı olabilir” açıklamasını yapıyorlar.

Neolitik (Cilalı Taş Devri) çağı için önemli bir yer tutan Göbekli Tepe, bugüne kadar kabul edilen insanlık tarihinin göçebelikten, tarımsal faaliyetlere daha sonra ise yerleşik hayat ile birlikte yerleşim yeri kurduğu düşüncesini alt üst ediyor çünkü materyalist tezler kentleşmenin başlaması ile birlikte dinsel öğretilerin yaygınlaştığı görüşünü savunurken, tarihin en eski kalıntıları olan Göbekli Tepe tabletleri bu düşünceyi yerle bir ediyor zira Göbekli Tepe’yi büyük bir mabed olarak kabul eden araştırmacılar, bu tapınma merkezinin yanında tarımsal bir alana rastlamadılar.

göbekli tepenin sırrı ile ilgili görsel sonucu

Bu demek oluyor ki insanoğlu yerleşik düzene geçmeden çok önce de dinsel mabedler inşa ediyor ve dinsel riüeller yapmayı sürdürüyorlardı. Hatta Göbekli Tepe’de çıkan tabletler incelendiğinde bir çok kurbanı resmeden figürlere de rastlanmış, dolayısı ile buranın Tanrı’ya kurban adamak için kullanılan bir tapınak olduğu düşüncesi ileri sürülse de hangi din inanışı için yapıldığı, hangi Tanrı için kurbanlar sunulduğu halen çözülememiştir.

İlgili resim

Göbekli Tepe hakkında pek çok iddia ortaya atılmıştır. Bunlardan en ilginci ise son zamanlarda hayli fazla konuşulmaya başlayan “Annunaki” imparatorluğu ile ilgilidir ki Marduk / Nibiru gezegeni ile tekrar dünyayı istilaya (veya kurtarmaya) gelecekleri düşüncesi hakimdir.

Polytechnic Üniversitesinde görevli Arkeolog ve Astronom olan Giulio Magli, ilginç bir iddia ortaya atmıştı. Profesör Magli’nin iddiasına göre Göbekli Tepe, tıpkı İngiltere’de bulunan “Stohehenge” taşları gibi gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek inşa edilmiş olabilirdi ve bu taşlar “Göksel Tanrılar” için bir adak adanan tapınak olabilirdi.

STOHEHENGE TAŞLARI

stonehenge ile ilgili görsel sonucu

Bazı araştırmacılar Göbekli Tepe’nin Anunaki isimli dev yaratıklara kurban adama merkezi olduğunu ileri sürüyor. Bu tür iddialar tartışmaya açıktır, “La İlahe İllallah” kelimesinden hareket ile Allah’tan başka ilah yoktur inancına sahip olan bizler için onların Göksel Tanrılar dedikleri olsa olsa, başka dünyalardan gelen farklı yaratılışlara sahip, farklı görünümlere, biyolojik yapılara sahip diğer gezegenlerin ziyaretçileri olabilir ancak asla TANRI olamazlar.

Biz buna inandık iman ettik, herkesin inancına da saygımız var…

Konunun dinsel kısmını bir kenara bırakacak olursak profesör Magli’nin iddiası hayli önemliydi çünkü Şanlıurfa’da bulunan Göbekli Tepe’de ki sanatsal işçilik, devasa yapıtları o dönemin hiç bir teknolojisi bulunmayan, kültürel bir gelişmişliği olmayan (klasik tarihe göre) insanlar nasıl yapmıştı ?

1990’lı yıllarda başlayan ve halen süren Göbekli Tepe kazıları gelenin süreçte gösterdi ki dinsel bir tapınma merkezi veya Tanrı’ya sunak olmasının dışında çok ilginç bir şekilde Sirius gezegeni ile benzeşen bir dizilimi olduğu iddia ediliyor.

Sirius gezegeni İslam kültüründe de önemli bir yere sahiptir. Kur’an’ı Kerimde “Doğrusu Sirius yıldızının rabbi O’dur” diyerek bu yıldıza özellikle dikkat çekilmiştir. İtalyan gök bilimci Magli, bilgisayar ortamında Göbekli Tepe’nin inşa edildiği tarihte gökteki yıldızların konumlarının nasıl olacağını bir simülasyon ile dizayn etmiştir.

Profesör Magli yaptığı çalışmalar neticesinde Güneş’ten sonra dünya da çıplak göz ile görülen en parlak yıldız olan Sirius’un Göbekli Tepe’nin sahipleri tarafından da büyük öneme sahip olduğunu söylüyordu. Antik Mısır’da ki yapılar Sirius yıldızının hareketlerinden yararlanılarak yapıldığı artık bilim çevreleri tarafından kabul edilen bir gerçektir.

Magli, Göbekli Tepe ve Sirius ile ilintili olarak geliştirdiği simülasyonda Göbekli Tepe’de bulunan dev iki anıt taşının ve diğer çemberimsi yapıların içinden geçirdiği bir çizgi oluşturdu. Buna göre Sirius yıldızının M.Ö 9100’lü yıllarda Göbekli Tepe ile aynı hizalama da olduğunu göstermiş oldu.

İlgili resim

Magli’nin çalışması açıkça gösteriyordu ki, Göbekli Tepe’nin o dönemlerde ki yapılışı, Sirius gezegeni ile aynı konumdaydı ve Göbekli Tepe’yi yapanlar, Sirius gezegenini temel alarak bu devasa tapınma merkezini inşa etmişlerdi.

Peki ama neden Sirius?

Acaba Marduk gezegeni, Sirius olabilir miydi ?

Acaba Annunakiler denilen dev yaratıklar oradan geliyor olabilir miydi?

Acaba Kızılderililerin “Atalarımız ordan tekrak gelecek” dediği  Sirius gezegeninde gerçekten başka yaşayanlar mı vardı?

Acaba Türk folklorunda Sirius’dan (köpek takım yıldızı) dünyaya inen bozkurt, bu nedenle mi milli sembol kabul edilmişti ?

Peki ya atalarının Sirius’dan geldiğini iddia eden Dogonlar?

Dogon kabilesi, Batı Afrika’da yaşayan, yaklaşık 100 bin nüfusa sahip yerel bir halktır. Dogon kabilesinin ileri gelenlerinin iddiasına göre kendilerini yaklaşık 5 bin yıl önce 8,6 ışık yılı uzaklıktaki Sirius gezegeninden gelen uzaylılar ziyaret etmiştir. Hatta “Sirius Gizemi” isimli kitabın yazarı Robert Temple’a göre Dogon kabilesi, henüz bilim Sirius gezegeni hakkında detaylı bilgiye sahip değil iken, Sirius gezegeninin ikiz kardeşi kabul edilen ve çıplak gözle görülmesi imkansız olan Sirius B gezegenini ayrıntılı bilgiler ile tarif etmeleridir.

Bu bilgilerinin kendilerine ataları tarafından aktarıldığını, onlara da Sirius’dan gelen uzaylılar tarafından verildiğini iddia ediyorlar.  Dogonlar ilkel bir kabile olmasına karşın Güneş’in hareketlerini, Samanyolu galaksisinde olduğunu, galajksimize komşu spiral bir galaksi daha bulunduğunu, Jüpiter’in uyduları olduğunu, Satürn’ün halkalı bir gezegen olduğunu, Ay’da kraterler bulunduğunu bildikleri iddia edilir. Daha da ilginci Dogon kabilesi her 60 yılda bir “İgua” isimli bir bayram düzenlerler.

Peki neden 60 yıl ?

Evvela Dogonlara göre Sirius yıldızının adı İgua’dır ve bilim adamlarına göre Sirius gezegeni 49,9 yılda bir dönüşünü tamamlar. Dogonlar ise bu dönüşün 60 yıl olduğunu kabul ederek her 60 yılda bir bayram düzenlerler. Tabi bu teoriyi kabul etmeyen bazı kesimler Dogonların gözlerinde yüksek değerde farklı bir melanin miktarı bulunduğu için çok iyi gördüğünü, o nedenle sadece teleskoplar ile seçilebilecek olan Sirius B gezegenini görebildiklerini söylese de bu iddia rağbet görmemiştir.

Dünyaca ünlü bilim adamı Carl Sagan ise, Dogonlar’ın başka uygarlık tarafından ziyaret edildiğini kabul eder ancak bu uygarlık dünya dışından değil, dünya içinden ve Dogonlardan teknolojik ve kültürel olarak daha gelişmiş bir uygarlık olduğunu ileri sürer ki teknolojik imkanlara sahip başka insanlar gelip Sirius gezegeni hakkında Dogonlar’ı bilgilendirmiş olabilir.

Dogon Kabilesi ile ilgili olarak başka bir yazı da şöyle diyordu ; “Orion yıldız kuşağının hemen yanında bulunan ve Köpek Yıldızı olarak da bilinen Sirius yıldızı ve onun çevresinde döndüğüne inanılan yıldız ve gezegenler Dogon mitolojisinin temelini oluşturmaktadır. Dogonlar Sirius yıldızının en parlak yıldız olduğunu Sirius’un yanında çıplak gözle görülmeyen küçük yoğun ve sönük bir yıldızın daha bulunduğunu ve bu yıldızın tam konumunu biliyorlardı. Potolo olarak adlandırdıkları bu yıldızın dünyada bilinen tüm maddelerden daha ağır bir maddeden oluştuğuna ve Sirius’un çevresini 50 yılda döndüğüne inanmaktaydılar. Oysa ki batılı gök bilimciler 19. yüzyılın ortalarına kadar Dogonlar’ın bahsettiği bu soluk yıldızın varlığından bile habersizdiler. 1862 yılında Amerikalı gök bilimci Alvan Graham Clark yeni bir teleskopu denerken bu yıldızı keşfetmiş ve Sirius B ismini vermiştir. Ayrıca 1920’lerde ortaya çıkmıştır ki Sirius B bir “cüce yıldız”dır. Cüce yıldızlar oldukça soluk ışıklı küçük fakat yoğun yıldızlardır. Sirius B gerçekte Dünyadan daha küçük olmasına rağmen tıpkı Dogonlar’ın belirttiği gibi o kadar yoğundur ki kendisinden alınan bir çay kaşığı dolusu madde 5 ton ağırlığına gelir.

Daha da ilginci Dogonlar’ın bilgilerinin sadece bununla kalmayıp aynı zamanda modern dünyamızda ilk kez Galileo tarafından gözlemlenen Jüpiter’in dört uydusundan ve Satürn’ün yalnızca teleskopla görülebilen halkalarından da haberdar olmalarıdır. Dogonlar ayrıca sayısız yıldızın varlığına ve Dünyanın da içinde yer aldığı Samayolu’nun sarmal bir gücü olduğuna inanıyorlardı.

Dogonlar sahip oldukları bilgilerin çoğunu sembollerle anlatmışlardır ve bu sembollerinin temelinde Nommo’lar diye adlandırılan ve dünyayı uygarlaştırmak için uzaydan geldiğine inanılan hem karada hem de suda yaşayabilen varlıklardır. Dogon rahiplerine göre eski zamanlarda Sirius sistemindeki bir gezegenden dünyaya inen Nommolar sahip oldukları bilgileri o zamanki rahiplere öğretmiş onlar da bunları yeni kuşaklara anlatmışlardı. Nommolar dünyanın yaratıcıları olduğu kadar insanoğlunun ataları ve ruhsal ilkelerin koruyucuları “yağmuru yağdıran güçlerin ve suların mutlak sahipleri” idi.

Yine İslam dininin kutsal kitabı Kur’an’da Sirius gezegeni hakkında da çok ilginç bilgiler bulunmaktadır. Arapça karşılığı “Şi’ra” olan Sirius yıldızının, sadece “yıldız” anlamına gelen Necm Suresi’nin 49. ayetinde geçmesi son derece dikkat çekici bir durumdur.Sirius takım yıldızları, birbirlerine doğru yay şeklinde bir eksen çizerler ve her 49,9 yılda bir birbirlerine yaklaşarak gökyüzünde sarkarlar. Bu bilimsel veri, günümüzde Harvard, Ottawa ve Leicester Üniversiteleri’nin astronomi bölümlerinin fikir birliğiyle kabul ettikleri bilimsel bir gerçektir.

Bu bilimsel gerçeklik 14 asır önce Kur’an’da işaret edilmiş, ancak 20. Yüzyılın sonlarına doğru teknolojik gelişmeler ve keşifler arttığında Kur’an’ın işaret ettiği mucize ortaya çıkmıştır. Necm, yani Yıldız suresinin 49. ve 9. ayetlerini birlikte ele aldığımızda Sirius gezegeni hakkında bilimin söylediği ile aynı verileri bize verdiğini görürüz;

“Doğrusu, ‘Şi’ra (Sirius yıldızı)nın’ Rabbi O’dur. (Necm Suresi, 49)

Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı. (Necm Suresi, 9)

Necm Suresi’nin 49. Ayeti Sirius gezegenine dikkat çekerken, 9. ayeti ise Sirius A ve Sirius B gezegeninin yörüngelerini verdiği gibi daha o devirlerde Sirius B diye bir gezegenin olduğunu bilmek pek tabi ki imkansızdı.

Sirius gezegeni Kur’an örneğinin yanı sıra pek çok kadim toplum için inancın köklerini oluşturur. Hatta öyle ki Zerdüştlük inancında kutsal kitap kabul edilen “Zend Avesta” isimli kitapta da Tanrı Tishtrya’nın Sirius’da oturduğu dile getirilmektedir. Göbekli Tepe’nin hizalanışının da Sirius’a göre oluşu bu nedenle bizi şaşırtmamalıdır.

Peki tam burada bir soru sormak gerekiyor!

Acaba İngiliz Derin Devleti’nin hizmetinde olan, istihbarat servisleri CIA ve MI6’e hizmetkar olan Google acaba neden “Google Earth” uzayı inceleme programında Sirius’un üzerini montajlamıştır. ? Altında ne var ? Neyi gizliyorlar ? Neden üzerini kapattılar ?

Bazı İslam’i kaynaklarda (özellikle Ortadoğu kaynakları) Sirius gezegeni için hayli ilginç bir iddiayı dile getirirler. Bu iddiaya göre Kur’an’da bahsedilen Yecüc Mecüc isimli vahşi ırk, kurtarıcı Zülkarneyn tarafından bir yere hapsedilmiştir. İddia odur ki bu vahşi ırk Sirius gezegenine hapsedilmiştir ve oradan kurtulmayı beklemektedir.

Acaba 51. Bölgede uzaylılar ile anlaşma yaptığı yıllardır anlatılan ABD’nin himayesinde olan Google, Sirius’da bu vahşi yaratıkları mı gizliyor ?

Neyi gizliyorsunuz google amca ?

Göbekli Tepe’nin, Sirius gezegenine göre konumlanması ve aralarında bağlantı olduğu iddiasının yanı sıra, M.Ö 3000 yıllarında Mısır Tanrıçası İsis’in bu dünyayı terk ederek Sirius’a gittiği düşünülüyor ve bu durum da Mısır’da tapınak duvarlarına işleniyordu. Örneğin bir çok kadim topluluk takvimlerinde güneşi baz alırken, Mısır rahipleri Sirius’u baz alıyor ve takvimlerini Sirius’a göre düzenliyorlardı.

Mısır’lı kadim bilgelere göre ise Sirius Ra’nın güneşi sayılıyordu ve Sirius yıldızının şafağı yükselmeye başladığında o yılın ilk günü kabul edilir ve kutlamalar yapılırdı. Bu kutlama döneminde ise Nil nehrinin taşma alametleri olarak kabul edilir ve çorak topraklara suyun Sirius’lu tanrılar tarafından gönderildiği düşünülürdü.

Hathor tapınağında ise İsis ile ilgili orak Sirius gezegenini betimleyen şiirlerin yazıldığı Arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bazı ezotirik araştırmacılara göre Mısır rahipleri Sirius hakkında ki bilgileri batık kıta Atlantis bilgelerinden almışlardır. Yine iddialara göre ise Atlantis’li bilgeler Sirius’dan geldiklerini ifade etmişlerdir.

Antik Mısır tarihçileri Mikerinos piramidini inşa eden firavunun neden başka bir yerde değil de iki büyük piramidin yanında yaptırdığı konusunda teknik detaylar veya mantıksal kültürel çıkarımlar aramaya çalışsalar da, daha sonradan anlaşılmıştır ki amaç başkadır. Bu piramit zemininde hiç bir sorun olmamasına karşılık Keops ve Kefren piramitlerinin tepe noktaları eksen alındığında farklılık gösterir.

Önceleri bu eksen kaymasının mimari bir hata olduğu kabul edilmişti ancak daha sonra anlaşıldı ki gerçek bambaşka bir şeydi. Mısır piramitleri ile gökyüzünde ki yıldız takımları incelendiğinde görüldü ki muazzam bir hesaplama ile Orion takım yıldızının tıpkısı dünyamıza Piramitler ile çizilmişti.

orion-piramit

Orion takım yıldızı kuşağında iki tane büyük parlak yıldız ve bu iki yıldızdan eksen kayması ile bulunan çok daha az parlak üçüncü bir yıldız bulunmaktadır ve Piramitlerin yerleşilm planı ile bu yıldızların yerleşim planı en küçük detaylarına kadar birebir aynıdır.

Hadi yıldızları gökyüzüne bakarak hizaladılar da, en küçük yıldızın kaymış olan eksenini nasıl tespit edip aynısını küçük piramiti inşa etmeyi başardılar? Peki ya Mısır’ı ortadan ikiye bölen Nil Nehri ile gökyüzünü aynı şekilde ortadan ikiye ayıran Samanyolu galaksisi nasıl temel alınmıştı?

Daha da ilginci Nil Nehrinin bu piramitlere göre konumu ile Samanyolu galaksisinin Orion takım yıldızına göre konumu aynı şekildeydi.

Görüldüğü üzere ister kadim Mısır olsun, ister Dogonlar olsun, ister kadim Türkler veya Yunan mitolojisi olsun, pek çok kültür ve inanışta Sirius gezegeni büyük öneme sahiptir. Hele bir de uzay gözlem programlarında Sirius gezegenini sansürleyenler olunca Sirius gezegeni üzerinde şüpheler artmaktadır.

Göbekli Tepe halen çözülemeyen sırları ile beklemektedir. Ancak Sirius gezegeni ile bağlantısı kesinleşirse bu bizleri şaşırtmayacaktır zira sadece kadim atalarımız Sirius’lular ile bağlantımızı bir kez daha ortaya koymuş olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir