HAARP Projesinin Gizemi

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı (High Frequency Active Auroral Research Program)  ya da kısaca H.A.A.R.P; Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen, iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da 1997 yılında devreye giren ve halen devam etmekte olan elektromanyetik teknoloji geliştirme programı. Bu proje sadece Alaska’daki büyük tesisle sınırlı değil: Norveç (EISCAT Projesi), Spitzbergen, eski bir enstallasyon olan Fairbanks (Alaska) ve Arecibo/Puerto Rico. Ayrıca Rusya’da Nischni Nowgoorod yakınlarındaki Suro Projesi de HAARP kapsamında. Ayruca bilinenlerin dışında bilinmeyenler de olabilir. Alaska’daki HAARP merkezinde şu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayınlayabilen toplam 180 tane anten bulunmakta. Bu antenler aracılığıyla 3.5 megavat gücünde ve 10 MgHz boyundaki dalgalar iyonesfere gönderilebiliyor. Bunların dışında, çok yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak bir radarın yapılması da planlanmış durumda. Bununla birlikte ilk atmosfer araştırmaları merkezi Rusya’da Novgorod’da bulunan SURA’dır. Bu tesis ilk HAARP tesisi olarak 1980’den önce çalışmaya başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra proje finansman sıkıntısı nedeniyle durdurulmuştur. 2006’da tesisi yeniden çalıştırmaya başlayan Rusya, 2009’da da ABD’dekine benzer çalışmalar yapmaya başladıklarını resmen açıklamıştır. Rus Savunma Bakan Yardımcısı Orgeneral Vladimir Popovkin, Rusya’nın, uydu sistemleri kullanılarak düzenlenebilecek saldırılara karşı bir “anti-uydu” silahı geliştirdiğini açıkladı. Popovkin’in yaptığı açıklamada, benzer silahların  ABD tarafından da geliştirilmeye çalışıldığını ve denendiğini, Rusların bu silahının da ABD’nin yaptığı çalışmalara yanıt olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Alaska’daki HAARP istasyonu tam güçle çalıştırıldığında, sadece 1 saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. Bu rakam, yaklaşık 5 bin buzdolabının veya 20 bin bilgisayarın ya da 100 wattlık 35 bin ampülün, 1 saatte tükettiği ortalama enerjiye denk gelir. HAARP Alaska tesisi işte bu oranda bir enerji tüketimi ile, 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten aracılığıyla göklere yükselen bir enerji plazma kümesi oluşturuyor.

ABD 1991’de Körfez Savaşı sırasında EMP (elektromanyetik titreşim silahları) olarak adlandırılan silahlarını test etti. Körfez Savaşı’nın özellikle kara harekâtının yapıldığı son dönemin de, Irak haberleşmesinin tamamen durduğu ve ileri hatlarla cephe gerisi arasında hiçbir iletişim kurulamadığı biliniyor. Amerikan haberleşmesi ise eksiksiz çalışmaya devam etmiştir. Elektromanyetik silahlar ilk olarak Nicola Tesla tarafından düşünülmüş ancak yapımı gerçekleştirilememiş yeni nesil bir silahtır. Tesla’nın çalışmaları ölümünden sonra incelenmeye devam etmiş ve sistemi çalışılabilir hale getiren olay 1962 yılında başlamıştır. O yıllarda atmosferin 30 km üstünde nükleer bomba denemesi yapan ABD, patlamanın sebep olduğu gamma ışımasının 1200 km uzaklıktaki radyo istasyonlarını kullanılmaz hale getirdiğini fark edince çalışmalarının yönünü nükleer silahlardan bu alana çevirmiştir. Nicola Tesla’nın ‘1935 yılındaki Kontrollü Deprem’i, bilimadamına göre “telejeodinamikçilerin bir eseriydi”.  Tesla “Yerin içinden hemen hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreşimlere sebep olabilir ve bu mekanik etkileri karada uzun mesafelere taşıyarak, çeşitli eşsiz etkiler üretebilirdi” demiştir. 22 Eylül 1940 tarihli ilk New York Times makalesi, o zamanlar 84 yaşında olan Tesla’nın, Amerikan hükümetine, uçak motorlarının 250 mil uzaklıkta eritilebileceğini ve böylece ülkenin çevresine görünmez Çin Seddi benzeri bir duvar örülebileceğini belirttiğini yazıyordu. Bu şekilde Tesla “telegüc”ünün sırrını açıklayacaktı. Tesla’dan alıntı yapan Times şöyle devam ediyordu: ‘Mr. Tesla bu yeni tip gücün yüz milyon cm² çapında bir ışın üzerinde işleyebilecek, 2 milyon dolardan fazla maliyeti olmayacak özel bir komplekste oluşturulabileceğini ve bunu inşa etmenin de ancak 3 ay gibi bir vakit alacağını söyledi.’

HAARP tesisleri ilk önce sovyet rusya tarafından Ukrayna’da 1976 yılında devreye alındı. Tesisin tamamının Nikola Tesla tarafından projelendirildiği, yazılı kaynaklarda mevcut. O dönem Amerika henüz bu teknolojiye sahip değildi, laboratuar çalışmalarını tamamlamak üzereydiler ancak gereksinim duyulan çok yüksek miktardaki enerji transfer edilemediği için çalışmalar oldukça yavaş ilerliyordu. 1986 da Çernobil nükleer kazası meydana geldi. Rusya’nın HAARP tesisleri Çernobil’in 50 km kuzeyinde bulunuyordu. Kazada bölge kullanılamaz duruma gelerek kapatılmak zorunda kaldı ve tesis çürümeye terk edildi Çernobil Nükleer Santrali de işte bu HAARP  tesislerinin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmış bir santraldir. HAARP sistemleri çok fazla enerjiye gereksinim duyduğu için Ruslar ancak bir nükleer santral ile bunu gerçekleştirme yoluna gitmişlerdi. Çernobil kazasının Rusya’nın kurduğu HAARP sisteminin duyduğu enerji ihtiyacını yok etmek amacıyla ABD tarafından organize edildiği ileri sürüldü. Bu tesisler kapatıldıktan sonra, 1990 da ABD Alaska bölgesindeki kendi tesislerini devreye aldı.

H.A.A.R.P Silahı Nasıl Çalışır?

1981 de nükleer mühendis ve Amerika’daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği’nde bir konferans verdi. Bearden HAARP’ın nasıl çalıştığını anlatıyordu; “Yaptığınız şey frekansı değiştirmektir. Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyirini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava değişikliklerine yolaçabilirsiniz.”

H.A.A.R.P Teknolojisi Neler Yapabilir?

HAARP, belirli bir alan üzerine, güneşten 1000 misli daha kuvvetli enerji gönderebilme yeteneğine sahip. Uzmanlara göre, bu yapay ışınların yeryüzünden 600 km. yüksekte yansıtılarak dünyanın herhangi bir bölgesine yönlendirilmesi durumunda HAARP, bölgede mikrodalga fırın etkisine neden oluyor. İyonosfer tabakası, tüm dünyaya kenetlenmiş bir dev kondansötör plakası gibi uzanır. Eğer iyonosfer üzerine yüksek frekanslı dalgaların etki yapmasını sağlayarak, oradaki global uzanan iyonosfer plakasını şarj konumuna getirilirse, inanılmaz bir enerji topu inşa edebilir. Hava sahasına enerji vererek, bu alan içerisinde, tüm elektroniği imha edebilir, hatta şiddetli gök gürlemeleri üretebilir. Bu enerji merkezinin 1 saat boyunca çalıştırılması durumunda Hiroşima’ ya atılan atom bombası kadar enerji ortaya çıkacağı hesaplanmıştır. HAARP projesi ile, iyonosferin ısıtılması yoluyla, ELF (çok düşük frekans) dalgaları da üretilmekte. Elektromanyetik dalgalar üzerine çok sayıda deneyin yapıldığı alanlar uçaklar için oldukça tehlikeli olduğundan HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulu durumda. Bu “Uçak Kontrol Sistemi” ile herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda HAARP antenlerinin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmakta. Zamanın en üstün savaş teknolojisi olarak da nitelendirilen bu sistem, çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulu. Ünlü jeofizikçi Prof.Gordon J.F.MacDonald’e göre, elektromanyetik teknoloji ile iklimler değiştirebilir, kutuplar eritebilir ya da yerinden oynatabilir, okyanus dalgaları kontrol edilebilir, ozon tabakasıyla oynayabilir, deprem oluşturulabilir, dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beyni kontrol altına alabilir, radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir. Tüm bunlar yapılabileceklerin yalnızca bir bölümü. HAARP projesi öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur. Bu teknolojinin çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulu olduğunu düşünüldüğünde, Zbigniev Brezinski’nin 1970’lerde sözünü ettiği “İlerki yıllarda teknolojiye bağlı daha kontrollü bir toplum olacağı ve elitlerin bu imkanı kullanacağı” tesbiti de adeta gerçek oluyor.

H.A.A.R.P ve İklim Değişikliği

Bilimsel veriler gösteriyor ki “HAARP” projesi faaliyete geçtiği günden bu yana, dünyanın farklı bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandı. Kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura edilmekle birlikte anomalilerin asıl sebebinin, HAARP tekolojisi olduğu ileri sürülüyor. Rusya’da geçtiğimiz yıllarda görülen çöl sıcakları ve başta başkent Moskova olmak üzere birçok kentte sıcaklıkların 40 dereceyi görmesi üzerine resmi ve gayri resmi pekçok kişi aşırı sıcaklardan ABD’yi sorumlu tutttu. Buna göre, ABD, HAARP teknolojisiyle iyonosferde güçlü dalga göndererek Rusya’yı kavuruyor. Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev, Rusya’ya iklim silahıyla saldırı düzenlendiğinden emin olduğunu açıkladı ve şunları söyledi; “ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille ‘2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız ifadesi’ yer alıyor. Hatta Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluşların araştırma yapmaya yetkili olduğu uluslararası iklim anlaşmasından çıkmayı da düşünüyor. Bana göre ABD, iklim silahı konusunda öylesine ileri gitti ki, yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye başlayacak.” Kavurucu sıcakların doğal olamayacak kadar uzun sürdüğünü ifade eden Rus fizikçiler de “ABD, bize gizli iklim silahı HAARP ile savaş açmış olabilir” iddiasını öne sürdü. Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi Profesörü Georgiy Vasilyev, ABD’nin Alaska’daki HAARP istasyonunu, jeofizik ve tektonik bir silah olarak tanımladı. Vasiliyev, konuyla ilgili şunları söyledi:” Alaska’daki HAARP istasyonu, tam güçle çalıştırıldığında, sadece bir saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten üzerinde göklere yükselen enerji plazma kümesi oluşturuyor. HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın değişik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandı. Kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anomalilerin asıl sorumlusu Pentagon’un HAARP sistemidir.”

haarp-nediir

H.A.A.R.P ve İnsan Beyninin Kontrolü

HAARP’in bir diğer kullanım amacı olan “insan beyninin kontrol altına alınması” ise, hava katmanlarında yük yapısını değiştirerek, hava modifikasyonu sağlanması yoluyla gerçekleşiyor. Bu yöntemle insan bilincini etkilemek mümkün olabilmekte. Vericinin yüksek frekanslı dalgalarını bir taşıyıcı olarak kullanarak, düşük frekanslı titreşimlerle modüle edip insan beyni etkilenebiliyor. İnsan beyninin tepki göstereceği bir titreşim deseni kullanırsanız, telepatide olduğu gibi bilgi iletimi bile yapılabilir. İnsan beyni belirli bir frekans bantı içinde ışınlamaya maruz kaldığı takdirde, EEG üzerinde net yanıtları görülebiliyor. Bu, deneylerle kanıtlanmıştır. Beyne doğrudan etki eden elektromanyetik dalgalar bilinçaltını etkileyen bir güç olmakla beraber, endokrin sistemine de girişi sağlayarak, sağlık açısından da yıkıcı sonuçlara neden olabiliyor. Elektromanyetik Teknoloji ile “insan beyninin kontrol altına alınabilir” olması ihtimali, bunun mörneğin düşman pilotlara karşı kullanabilme olasılığını da doğal olarak gündeme getirmekte. 2010 yılında, içinde Polonya Devlet Başkanı Kaçinski, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları, Merkez Bankası Başkanı da dahil 97 kişi olan Rus TU-154 tipi uçak Varşova-Smolensk seferini yaparken düşmüş ve hiç kurtulan olmamıştı. Kazanın ardından olay tüm dünyadaki merkez-medyaya “Pilotun İnadı” başlıklarıyla yansımış; kaza, kuleyi takmayan pilotun vahim pilotaj hatası olarak duyurulmuştu. Hava muhalefeti sebebiyle 3 kez iniş gerçekleştiremeyip dördüncü denemesinde çakılan meslektaşları için Rus pilotlar, bu denli deneyimli bir uçuş ekibinin böylesine bir hata yapmayacağını, “oraya inilmesi için” pilotlara kesinlikle baskı yapılmış olduğunu ileri sürmüşlerdi. Bu kazadan sonra ortaya atılan bir iddia, aslında kimsenin cevabını bulamadığı sorulara yanıt niteliğindeydi. Pilotun elektromanyetik teknoloji ile etkisiz kılındığı iddiası! ancak dünya merkez-medyası bu iddianın peşine asla düşmedi! O uçağın HAARP tuzağına çekilmiş olabileceği konusu hiç tartışılmadı. Dr. Nick Begich, “Angel’s Don’t Play This HAARP” (Melekler HAARP ile Oynamaz) adlı kitabında HAARP’ın hava ulaşımı üzerindeki etkileri anlatılırken verdiği şu örnek oldukça önemlidir: “2 Şubat 1996 da Güney Amerika’da 70 kişinin yaşamını yitirdiği Amerikan hava yollarına ait Boing 757 tipi uçağın şaibeli bir şekilde düşmesi HAARP projesinin yol açtığı yüksek manyetik dalgalar ile ilgilidir.”

H.A.A.R.P Nasıl Deprem Yaratır?

HAARP teknolojisinin büyük depremlere neden olabilecek gücünün keşfedilmesinden sonra, çeşitli denemeler yapıldığı bilinmekte veya tahmin edilmektedir. 28 Temmuz 1976 tarihinde Çin’de meydana gelen depremde 650.000 den fazla kişi hayatını kaybetmiş, depremden hemen önce gökyüzü adeta gündüz gibi aydınlanmıştı, Bu Gölcük depreminde de görülmüştü. 5 Haziran 1977 tarihli New York Times’da, 1976 Çin depremiyle ilgili bir yazı yeraldı. İlk sarsıntıdan hemen önce, gökyüzü, gündüz gibi aydınlanmıştı. Temelde beyaz ve kırmızı olan çok renkli ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok ağacın yaprakları yandı ve gelişmekte olan sebzeler sanki bir ateş topu tarafından adeta kavrulmuştu. Bazı araştırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik plazma ve top şeklindeki aydınlatmayla ilişkili olduğuna ve tuhaf parıltıların da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığını düşünüyordu. 1978 yılında Dr. Andrija Puharich’ın, “Global Manyetik Savaş” ve Layman’in 1976 ve 1977 de “Dünya Gezegenine Yönelik Alışılmadık Yapay Etkiler” başlıklı ayruntılı bir araştırma raporu yayınlandı. Dr. Puharich raporunda şunları ifade ediyordu: “1976 daki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardır ki özel bir dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin depremi”..  Specula dergisinin Ocak 1978 tarihli sayısı, “Tesla Etkisi” adı verilen, birçok bilim adamını oldukça etkileyen bir makale yayınladı. Makaleye göre, belirli frekansların elektromanyetik sinyalleri dünyanın kendisinde sürekli dalgalar oluşturmak için dünyadan gönderilebilirdi. Bu “sürekli dalgada şu an dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha fazla enerji bulunmaktadır.” Çatışma ölçeği teknikleriyle, dev sürekli dalgalar, çok büyük enerjiye sahip hedefli ışınlar üretmek için birleştirilebilir ve bu da uzak mesafede hedeflenen bir yerde depreme yol açmak için kullanılabilirdi. Washington Post’un 30 Ocak 1981 baskısında, 1979 da dünyada 56 önemli deprem olduğu ve 1980 yılında bu rakamın 71’e yükseldiği yazılmıştı. İlginç bir şekilde, 1980 yılında hem ABD hem de Rusya daki ELF vericilerinde bir artış olmuştu. NASA’nın Gelişmiş Uzay araçları Malzemeleri yöneticisi Minoru Freund!a göre “Depremler ile atmosfer değişimleri arasında çok yakın bir bağ kurabilir. Stanford Üniversitesi de “Deprem uzmanları elektromanyetik dalgalan yansıtacak miktarda iyonların bulunduğu iyonosferdeki frekansları incelemeli” diyerek, depremler ile enerji değişimleri arasındaki bağlantıyı ortaya koydu. ABD’nin önde gelen eğitim kuruluşlarından MIT’a göre iyonosfere gönderilen dalgalar bir ısınmaya sebep oluyor ve fay hattından radyoaktif radon gazının çıkmasını sağlayarak depremi tetikliyor.”  17 Ağustos depreminin HAARP teknlojisiyle oluşturulmuş suni bir deprem olduğuna dair de çok çeşitli iddialar öne sürülmüştür.  Depremden hemen önce Gölcük’ten Avcılar’a kadar geniş bir alanda görülen ateş topu ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamadı. Bazı bilim adamları görülen ateş topunun deprem ışıması olduğunu söyleseler de neden diğer depremlerde de bu kadar açık benzeri bir ışıma yaşanmadığı sorusunun cevabı kesin olarak verilemiyordu. Konuya ilişkin bir iddiaya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Bu teknolojinin denenmesi gerekiyordu. Projenin uygulanması için uygun bir yer olan Gölcük seçildi. Gölcük üssünün altına yerleştirilen cihaz burada sismik deneyler ve çalışmalar için kullanılacaktı. İstanbul ve çevresindeki faya küçük bir dokunuş yapılacak ve enerji açığa çıkarılıp büyük depremin önüne geçilecekti. Gece saat 3:00 da tatbikat başladı. Ancak hiç bir şey beklendiği gibi gitmedi. Beklenenin çok çok üzerinde, yaklaşık 10.000 kat daha yoğun bir enerji açığa çıkması sonucu yüzyılın felaketi olarak adlandırılan bir deprem meydana geldi. Bu arada harekete geçen bir Rus gemisi boğazlardan içeri alınmadı. Çünkü Ruslar ABDnin “Tesla Deprem Makinesi”’ni denediklerini anlamıştı ve kanıtlar olabileceği düşüncesi ile Gölcük’e acilen bir gemi göndermişlerdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir