İstem dışı ışınlanma mümkün mü?

İşte, şimdi onu burada görüyorsunuz, şimdi görmüyorsunuz!” Yardımcısını “kaybederken” sahnedeki gözbağcının klasik konuşması böyle sürüp gider. Bu oldukça eğlenceli, kaybetme gösterisi oldukça ustalık ister. Bu işi, öyle her sihirbaz başaramaz. Fakat sahnelerin çok uzağında, günlük yaşam içerisinde garip kaybolma ve yeniden ortaya çıkma olaylarına çokça rastlanır. Bu tür olayların pek azına, akılcı bir açıklama getirmek mümkündür. Çoğunluğu o kadar olağanüstüdür ki, inanılması olanaksızdır.

29 Kasım 1809’da İngiliz Yabancılar Derneği’nde görevli olan Benjamin Bathurst, Berlin yakınlarındaki bir hanın önünde arabasına binmek üzereydi. Birden yok oldu. Bir daha da kimse onu görmedi. 1900 yılının Haziran ayında, Amerika’da Michigan Gölü yakınlarındaki Augusta Mills kasabasında Sherman Church, yöredeki pamuk fabrikalarından birine koşarak girdi. Bir daha dışarı çıkmadı! Uzun aramalardan sonra, ne içeride ne de dışarıda izine rastlandı.  Amerikalı yazar Charles Fort,bu tür olayları inceleyen biri olarak tanınıyor. Fort, 1919’da “Lanetliler Kitabı” adında bir eser yayınladı. Geniş bir ilgi toplayan bu kitapta, garip bir şekilde ortaya çıkan insanların ve cisimlerin öykülerini anlatır. Fort, bir kişinin veya bir cismin bilinmeyen bir yerden bir yere “naklolunmalarını” tanımlamak için bir sözcük kullandı: “Teleportasyon“. Dilimize “uzağa taşınım” ya da “mekân değiştirmek” şeklinde de çevrilebilecek olan teleportasyona, eskiler “tayy-i mekân” derlerdi. Tayy-i mekân üçe ayrılır. İlki astral düzlemde yapılan ruh tayyi mekanı, ikincisi ise mekanlar arasında yapılan fizik tayyi mekanı, diğeri ise rüyalar aleminde yapıldığı belirtilen nefs tayyi mekanı. Fort, teleportasyon tanımının içerisine boyutlar arası yolculukları da dahil eder. Herkes kendi kabul ettiği değer yargıları ve inançlarına göre, bu tür olayları değişik biçimlerde nitelendiriyor. Sözgelimi kimi insinlar bu olayların; Tanrı’nın ya da şeytanın, daha başkaları da rehber ruhların eseri olduğunu düşünüyor. Şeytanın yardımıyla yapılan tayy-i mekânda karanlık içerisinden karanlıklara doğru yolculuk yapılır ve acı verici olduğu söylenir. Rahmani olanda ise nurun içinden geçerek istenilen yere doğru yolculuk yapılır.

teleportasyon

Bazı uzağa taşınım olaylarında bir kişinin aynı anda iki yerde birden bulunabileceği ileri sürülüyor. Literatürde bu tür olaylara “Bilokasyon” çift görünüm adı veriliyor. Böyle bir olay 1620 yılında yaşandı. Rahibe Mary, İspanya’nın Agreda kentindeki bir manastırda görevli, kendi halinde genç bir rahibeydi. Bir gün Meksika’da yaşayan Jumano Kızılderilileri ile sık sık “görüştüğünü” iddia etmeye başladı. Mary, yaklaşık 3.200 km’lik bir yolculuğu düzenli olarak sürdürdüğünü ileri sürüyordu. Oysa, çevresindeki hiç kimsenin onu ciddiye almaya pek niyeti yoktu. Çünkü Agreda’daki manastırdan “kayboluşuna” kimse tanık olmamıştı. Aynı zamanda, o çağlar için hiç de doğal olmayan bir iddiada daha bulunuyordu. Mary, uçuş sırasında dünyanın yuvarlak olduğunun farkına vardığını da söylüyordu. 1622’de Vatikan, Alonzo de Benevides adında bir rahibi Jumano’ya atadı. Rahip hayretle Kızılderililerin Hıristiyanlığı tanıdıklarını fark etti. Yerliler, maviler giymiş, esrarengiz bir kadının Hıristiyanlığı kendilerine öğrettiğini söylüyorlardı. Söz konusu kadın bununla da kalmamış, onlara tespihler, haçlar ve hatta bir tas bile vermişti. Rahip Benevides’e göre tüm bunların Agreda’dan geldiği de açıkça belliydi! Rahip Benevides, Rahibe Mary’i sıkı bir şekilde sorguya çekti. Rahibe, üstelik Jumano Kızılderililerinin yaşam biçimlerini ayrıntılı olarak biliyor, üstelik dillerini de konuşabiliyordu. Ayrıca kabilede bulunan kişileri de belirgin özellikleriyle birlikte tek tek tanımlayabiliyordu. Rahibe Mary’nin, dünyanın yuvarlak oluşunu söylemesi bir astral yolculuk yaptığını akla getiriyor. Öte yandan Rahibe’nin Kızılderililere “getirdiği” tas da, araştırmacılara göre olayın somut bir kanıtı.

Somut cisimlerin, genellikle kapalı mekânlarda birdenbire ortaya çıkmalarına “apor” (cisimlerin taşınması) adı veriliyor. Bu biçimde ortaya çıkan cisimler basit bir taş parçası, bir müzik aleti de olabilir. Hatta bir kap sıcak yemek ile mevsiminde olmayan taze çiçekler de olabilir. Bir çok kişi, apor olaylarının geneide hayaletlerin ya da kötü ruhların marifeti olduğunu düşünüyor. Çoğu araştırmacı genellikle tekinsiz evlerin apor olaylarının gerçekleşmesi açısından uygun bir zemin olduğunu kabul ediyor. Hans Bender, Batı Almanya’nın güneyindeki Freiburg kentinde bulunan Psikolojinin Sınırlarını İnceleme Enstitüsü’nün yöneticilerinden biridir. Bu konuda ilginç gözlemleri var ve şunları söylüyor: “İncelediğim bir olayda, kötü ruhların hücumu sırasında, bazı cisimlerin, örneğin kocaman taşların evin dışından, yine evin kapalı bir bölümüne birdenbire giriverdiğini tespit ettim. Tanıklar, bu taşların tavandan ancak 10-15 cm. kadar aşağı indiğini belirttiler. Üstelik taşlar yere düşünce çarpmıyorlar ve taşlara dokunulduğunda ılık oldukları anlaşılıyor.” 1969 yılında Bavaria’da geçen bir başka olayda da durup dururken ortaya çıkan taşlar mutfağa girdi. Kapısı ve pencereleri kapalı olmasına rağmen, evdeki birtakım cisimlerin de dışarı çıktığı görüldü. Yine kapalı olan bir dolapta bulunan oyuncak bebekler de dışarı çıktı. Anlaşıldığı kadarıyla, bu bebekler dolap kapaklarının içinden geçmişti. Olayı izleyenler, odanın tavanından küçük parfüm ve ilaç şişelerinin düştüğünü de gözlemlediler. Ne ilginçtir ki, bu şişeler tavandan inerken düz bir yol izlemiyordu. Serbestçe düşüyor gibi değil de, sanki birisi ya da birileri tarafından taşınıyormuş gibi zikzaklar çiziyorlardı.

Cisimlerin görünmeyen güçler tarafından taşınması olgusunu ruhçular, katı cisimlerin atomlarına ayrışabileceği ve daha sonra yine ilk hâline gelebileceği düşüncesi ile açıklıyorlar. White Hawk adında bir rehber ruh, bunu nasıl gerçekleştirdiğini şöyle anlatıyor: “Herhangi bir katı cismi çözülene kadar atomik titreşimlerini hızlandırırım. Bir an gelir, artık siz bedenliler için o cisim görünmez bir duruma gelir. Cismin ortaya çıkması için de aynı işlemin tersi uygulanır.-Yani atomik titreşimi yavaşlatırım…  Ruhçular, insanların öbür âlemi “görme” yeteneğinden yoksun olduklarını belirtirler. Onlara göre, öbür âlem çok daha değişik zaman ve mekân kavramlarının söz konusu olduğu bir ortamdır. Fizik dünya; yavaş titreşimlere sahip atomik yapıdaki maddeler topluluğudur. Bu yüzden insanlar beş duyuları aracılığıyla çevrelerini algılıyorlar. Fakat ruhsal dünya ise bizim fiziksel olarak algılayamayacağımız kadar hızla titreşen yapıya sahip bir ortamdır. İşte atomik titreşimdeki yapılan ani bir değişiklik, cisimleri veya insanları bulundukları mekândan bir başka mekâna nakledebilmektedir. Bir zamanlar ilgiyle izlenen “Uzay Yolu” dizisinde uzay gemisi “Atılgan”ın mürettebatı istedikleri zaman kendilerini değişik mekânlara ışınlayabiliyorlardı.Birdenbire yok olan insanların öykülerine halk inançlarında yaygın bir biçimde rastlanır. Yüzyıllar boyunca perilerin, ruhların hatta devlerin yüzlerce ve belki de binlerce kişiyi kaçırdığına inanılır.

Günümüzde olagelen öyle kaybolma olayları var ki, bunlarda hiçbir dış etken söz konusu değildir. Bu sıradan ve amaçsız gibi görünen kaybolma olayları Charles Fort’un çok ilgisini çekti. Bu konuda yoğun araştırmalar yaptı. Kaybolan insanlarla ilgili epey bilgi topladı. İşin ilginç yanı, bu insanlar öyle tanınmış kişiler değildiler. Fort, bunların sıradan insanlar olduklarını belirtiyor. Üstelik normalüstü konulara karşı da en ufak ilgileri bile yok! 1655 yılında Hindistan’da Goa kentinde, bir adam işine giderken, kendini birdenbire Portekiz’de doğduğu yerde buldu. Bu ani “eve dönüşe” o kadar çok kişi tanık oldu ki, sonunda olay engizisyonun da kulağına gitti. Tabii, doğal olarak adamın bir büyücü olduğu sonucuna varıldı. Yargılandıktan sonra da diri diri yakıldı. 1888 yılında Amerika’nın Connecticut eyaletindeki bir kasabada yolda yürüyen bir adam, altı kişinin birdenbire karşısında “beliriverdiğini” görünce büyük bir şaşkınlığa düştü. Esasında, adam gibi, bu altı kişi de şaşkınlık içindeydi. Çünkü başlarına ne geldiğinin bilincinde olmadıkları anlaşılıyordu.

Büyük bir olasılıkla bu tür olaylar içinde en anlamlı oianı, sahnede gösteri yaparken kaybolan sihirbaz William Neff olayıdır. Olayın tanıklarından biri olan radyo programcısı L.J.Knebel şunları söylüyor:”Bu olağanüstü olay, New York’taki Paramount Tiyatrosu’nda geçti. Tiyatroda o gün çok az izleyici vardı. Neff her zamanki gösterilerinden birini yapıyordu. Bir yandan da konuşuyordu. Birden çok garip bir şey oldu. Neff yavaş yavaş kayboluyordu! Yardımcısı şaşkınlık içindeydi. Çünkü daha önce hiç böyle bir numara yapmamışlardı. Neff, o denli saydamlaşmıştı ki, artık arkasındaki sahnenin perdeleri görünüyordu. Ne gariptir ki o, bu durumun farkında değilmiş gibi görünüyordu. Çünkü bir yandan da konuşuyordu. Daha sonra yavaş yavaş yeniden maddeleşmeye başladı.”Bu şaşırtıcı olaydan sonra Knebel kendisiyle görüştü. Neff, olayın gösterisi ile bir ilgisi olmadığını açıkladı. Ve böyle bir olayla ilk kez karşılaşmadığını da sözlerine ekledi. Daha önce de böyle bir olay yaşamıştı. Chicago’da karısının şaşkın bakışları arasında yine “saydamlaşmıştı…”

Hassas bir kişi olan İsrailli Uri Geller, kader ve kısmeti çözümlenemeyecek kadar karmaşık olan kişilerden biridir. Bir tele taşıyıcı olarak bilinmesine rağmen varlığı ile bir evde cisimlerin yok olmasına yol açtığı oldu. Londra Üniversitesi’ne bağlı Birkbeck Koleji Fizik Bölümü’-nün başkanı olan Prof. John Hasted, Uri Geller ile birçok tanığın önünde bir deney yaptı. Deneyde çok katı olan ve nadir bulunan, vanadium karpit kristali kullanıldı. Vanadium karpit kristali selüloz bir kapsül içinde bir metal plakanın üzerine kondu. Sonra Profesör, elini, Geller’in eli ile kristalin arasında yokdu. Geller elini hareket ettirince kristal iki kez zıpladı. Büyük bir olasılıkla, Geller’in yapmak istediği de yalnızca buydu. Çünkü Profesör Hasted’in söylediğine göre, Geller konsantre olmayı bıraktı. Kapsüle bakıldığında, hayretle kristalin yalnızca yarısının yerinde olduğu görüldü. Geller’in olağan yollarla bu kapsülü kırabilmesi olanak dışıydı. Bir zaman sonra Uri Geller.Profesör Hasted’i ziyarete gittiğinde katı cisimler garip bir biçimde davranmaya başladı. Profesörün evindeki eşyalar durup dururken kaybolmaya ya da hareket etmeye başladı. Yerden 30 cm. yükseklikte birdenbire fil-dişinden yapılmış küçük bir süs bitkisi belirdi. Sonra, hemen yere düştü. Ortada bir odanın diğerine gidip gelen eski bir saatin anahtarı dolaşıyordu. Profesör bu konuda şöyle diyor: “Onu yerde mutfak kapısının önünde buldum ve götürüp yerinde koydum… Tekrar mutfağa döndüğümde artık çıldıracaktım, anahtar yine, daha önce bulduğum yerde duruyordu.”  Uri Geller’i inceleyen araştırmacılar ve bilim adamları, onun ancak kısmen denetleyebildiği psikokinetik bir gücü olduğu görüşünde birleşiyorlar (aklın madde üzerindeki gücü). Fakat bazı kişilerde, Uri Geller’in deneyleri sırasında yeterince kontrol edilmediğini belirtip, onu şarlatanlıkla suçluyor. Hatta el çabukluğu yaptığını iddia edenler bile var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir