Kapadokya’nın gizli yeraltı şehirleri

Kapadokya, adını Pers dilinde Katpatuka, “Güzel Atlar Ülkesi”nden alır. İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanır. Hititlerin yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hristiyanların en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kapadokya ile ilgili en eski yazılı kaynak Xenephon´un “Anabasis” adlı kitaptır. Bu kitapta Hellenler´in Derinkuyu ve Kaymaklı’daki yeraltı kentlerinde konakladıklarından bahedilir.  Yunanlı tarihçi-asker Xenephon “Anabasis” adlı kitabında Pers Kralı Kiros´un emrindeki Hellenler’in bu yeraltı kentlerinde bir dönem konakladıklarını söyler. Öyleyse, yeraltı kentlerini yapanlar bazı tarihçilerin ve arkeologların ileri sürdükleri gibi Roma’nın baskısından kaçan ilk Hıristiyanlar değildirler ama buraları bulmuşlar ve sığınmışlardır. Katlara inildikçe geç Hitit döneminden birkaç kalıntının bulunduğu da belirtilmektedir. Kapadokya, bazıları 20 bin kişi alabilecek büyüklükte, 40 kadar yeraltı şehrine ev sahipliği yapıyor. Yeraltı şehirlerinde, oturma, yatak ve erzak odaları, şarap üretim bölümleri, dini eğitim verilen okullar, kiliseler, havalandırma boşlukları, mutfaklar ve ahırlar, bulunuyor.

kapadokya-sirlari

Bu büyük yeraltı sistemlerini kim inşa etmiştir? Bir grup arkeolog Hititler, diğer bir grup ise ilk Hristiyanlar tarafından yapıldığını öne sürdü . Fakat “hangi teknolojiyle” sorusuna her iki grup da yanıt veremediler.  Ezoterik bilgilere göre; merkezi Himalayalar’ın altında olan ve dünyanın farklı yerlerine dağılmış bulunan gizli yeraltı uygarlığı Agarta’yı uzaysal bağlantıları olan Mu ve Atlantisli bilgeler kurmuştur. Anadolu’da mağaralarla ilgili halk arasında dolaşan söylentilerde şu hususlar ön plana çıkar:1- Mağaralardan çıkan tuhaf kişiler.2- Bazı mağara girişlerinin davetsiz ziyaretçilerin içeri girmesine engel olan sihirli manyetik güçler. 3- Bazı ermişlerin, bazı mağaraların içine girerek ortadan kaybolmaları. Ve aradan çok uzun zaman geçtikten sonra yeniden ortaya çıkmaları… Öyle anlaşılıyor ki, Anadolu sadece kıtasal olarak Doğu ile Batı’yı birbirine bağlamakla kalmamış, aynı zamanda tüneller sistemiyle de Doğu ile Batı arasında önemli bir köprü oluşturmuştur. Elimizdeki veriler bu tüneller sisteminin Anadolu’daki en Batı’daki ucunun Troya, en Doğusu’nun ise Nemrut ve ordan da kuzeye yönelerek Kafkaslar’ın Elbruz Dağı’ndaki merkez noktasıyla Orta Asyaya irtibatlandırıldığını göstermektedir. Kapadokya bölgesinde yoğunlaşan öbeklenmenin sebebi ise, büyük bir ihtimalle bir merkez ve dağılım noktası olarak bir zamanlar işlev görmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü farklı noktalardan gelen tüneller burada yeraltı kentlerine açılmaktadır.

Erich von Daniken ise “Yüce Tanrı’nın İzinde” adlı kitabında şöyle der: “Kapadokya´nın asıl heyecan uyandıran yanı yerin altında saklıdır. Toprağın altında kurulmuş çok büyük kentler vardır, binlerce ve binlerce insanın barındırmış dev boyutlu kentlerdir bunlar. En ünlüsü de bugün Derinkuyu kentinde olanıdır… burada 52 havalandırma bacası, ayrıca 15.000 kadar da daha küçük çapta kuyu vardır, en büyüğü 85 m. derinliğe inmektedir… bu arazide keşfedilen yeraltı kentlerinin sayısı 36 kadar… Kaymaklı ile Derinkuyu yeraltı kentleri arasındaki bağlantıyı sağlayan galeri on km. uzunluğundadır… Peki ama kim kurmuş bu kentleri? Ne zaman kazmış yerin altını?… Burası 2. ve 3. Yüzyıllar´da ilk Hıristiyanların saklandıkları yerdir… Ne var ki, buranın asıl yapımcıları Hıristiyanlar değildi, onlar burayı hazır buldular… Kimi yerde kentler 13 kattır, alta katlarda Hitit çağından kalma öteberi bulunmuştur… Bir düşman ordusunun geldiğini varsayalım ama bu ordu eğer yerde olsaydı yani karadan gelseydi, yeraltı kentlerinde yaşayanların izlerini, bacalardan gelen yemek kokularını farkedebilirlerdi…. Bu nedenle diyorum ki, yeraltına gizlenen bu insanlar yalnızca dünyalı düşmanlardan değil, uçan düşmanlardan korkuyorlardı.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir