Kristal Kafatasının Çözülemeyen Sırrı

Mayalara ait kristal kafataslarının nasıl yapıldığı günümüz teknolojisiyle açıklanamıyor. İngiliz Anna Mitchell Hedges, 1 Ocak 1924’de Mayaların kayıp şehri Lubaantun’da (Maya dilinde düşen taşlar anlamına gelir) piramit tapınağının mihrabının altında kristal bir kafatası buldu. Gerçek insan kafatası boyutlarında olan bu kafatası tamamen şeffaf kuartz kristalinden yapılmıştı. Kristaller karbon içermediği için bu kristal kafatası, dünyaca ünlü Hewlett Packard firmasının bilim adamları tarafından çeşitli testlere tabi tutuldu. Sonuçlar bilim adamlarını hayrete düşürdü. Kristalin ancak ileri bir teknoloji kullanılarak yapılabileceği ortaya çıktı.

kristal-kafatasi

Maya dönemine ait bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Kristalden yapılmış kuru kafa insanlık tarihinin eski kalıntılarından en gizemli parçalar arasında sayılıyor. Kafatasını bulan İngiliz kaşif Albert Hedges Hedges, Mayaların sırrının ardında Kayıp Kıta Atlantis efsanesinin olduğuna inanıyordu. Kristal uzmanı Frank Dorland ise kafatasını 7 yıl süreyle inceledi ve kafatasının aslında Tapınak Şövalyeleri’ne ait olduğunu ileri sürdü. Şovalyelerin taptıkları gücün adı Babhomet’ti ve bu güç bir kafatası ile simgeleniyordu. Dorland kafatasıyla ilgilenmeye başladıktan sonra tuhaf şeyler hissetmeye başladı. Tuhaf çan sesleri duyuyordu, olağanüstü bir koro ilahiler söylüyordu ve kafatasının içine baktığında başka kafatasları, yüksek sarp dağlar, parmaklar ve yüzler görüyordu. Şeytan Kilisesi’ nin lideri Anton LaVey kafatasını duyduktan sonra, Dorland’ı ziyaret etti ve kafatasının Şeytan tarafından yaratıldığını söyledi.

“Kıyamet Günü Kafatası” olarak adlandırılan kafatası tek parça berrak kuartzdır; yüksekliği 12.7 cm. , eni 32 cm. , genişliği 12.7 cm.’dir yani küçük bir insan kafatası büyüklüğündedir ve ayrıntıları kusursuzdur. 1970’de Frank Dorland tarafından Hewlett-Packard Laboratuvarlarında yapılan testlerde kafatasının normalötesi bir cisim olduğu sonucuna varılmıştır. Kafatasının normal veya doğal kristal olduğu ve karakteristik olarak moleküler yapısına dokunulmadığı tesbit edilmiştir ve bu oluşum modern kristalografide henüz denenmemiş ve bilinmemektedir. Hiç bir metal kullanılmamıştır. Bir diğer ilginç tesbit kafatasındaki su ve silikon – kristal kum izlerinin bulunmuş olmasıdır ve bu oluşum için gereken süre 300 senedir.

Kristaller karbon içermediği için, karbon testi ile yaş tespiti yapamayan uzmanlar, bu kristal kafatasının ne zaman, hangi yöntemlerle yapılmış olabileceğini farklı metotlarla test ettiler. Bilim adamlarından oluşan ekip, kristal kafatasının günümüzde  kullanılan ve bellek kapasitesi diğer materyallerden daha yüksek olan piezo-elektrik silikon dioksit isimli bir tür kuartz kristalinden yapıldığını gösterdi. Günümüzde kullanılan mikroişlemciler de bu maddeden üretilmektedir. Ancak daha da enteresan olan bu kristal türünün henüz 19. yüzyılda keşfedilmiş olmasıdır. Piezo-elektrik silikon dioksit türündeki bu kristal, hem negatif hem pozitif kutuplaşma özelliğine sahiptir. Bu özelliği nedeniyle kristal kafatası, akü ve pillerde olduğu gibi kendi elektriğini üretebilir.

Bilimadamları kristal kafatasının yapımında herhangi bir aletin kullanılıp kullanılmadığına öğrenmek için kafatasını mikroskop altında incelemeye karar verdiler. Kristal kafatasının yapımında modern otomatik aletlerin veya mekanik aletlerin kullanıldığına dair bir işaret bulamamaları onları oldukça şaşırttı. Hewlett-Packard firması, tek parça bir kristalden alt çene gibi son derece hassas ve nadir bir parçanın, modern elmas uçlu elektrikli aletler kullanılarak dahi parçalara ayrılmadan oyulmasının imkansız olduğu sonucuna vardı. Bu durum ekipteki bilim adamlarından birinin “bu kafatası aslında hiç var olmamalı” demesine ve diğer bazı gözlemcilerin de kafataslarının insan kökenli olmayabileceği ile ilgili tahminlerde bulunmasına neden oldu.

kristal-kurukafa

Kristal kafatası fizik kurallarına tamamen aykırı olarak yontulmasına rağmen hiçbir çatlak oluşmamıştır. Günümüzde kristaller eksenleri etrafından yontulurlar. Çünkü kristallerde moleküler bir simetri vardır. Kristali kırmamak için, doğal yapısına göre yani bu moleküler simetriye uygun olarak kesilmesi gerekir. Lazer veya yüksek teknoloji kesme yöntemleri kullanılsa bile kristaller doğal eksenlerine göre kesilmedikleri taktirde parçalanırlar. Ama bu kristal kafatası ekseninden tamamen bağımsız şekilde kesilmesine rağmen fizik kurallarına aykırı olarak hiçbir kırılma ya da çatlama olmadan yontulmuştur. Hewlett-Packard firmasında yapılan testler sonucunda kafatasının ilginç optik özelliklerini de keşfetildi. Kafatasına alttan verilen ışık, normal şartlarda her yana yayılması gerekirken bu kristal içinde bir kanal oluşturarak tam göz yuvalarının olduğu yere odaklanarak, dışarı yansıyor. Kristal kafatasının içindeki prizma, mekanın görüntüsünü gözlerde topluyor. Kafatasının alt arka kısmında bir tür prizma bulunmaktadır. Göz çukurlarına çarpan ışık ışınları buradan yansıtılır. Bu nedenle eğer göz çukurlarının içine doğru bakarsanız, tüm odanın kristal kafatasının gözlerinin içine yansıdığını görürsünüz.  Hewlet – Packard’dan bir kristalografın dediği gibi, bu kristal varolmamalıdır. Asırlar öncesinin kuartz kristal ustaları acaba kimdi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir