Labirentin Amacı ve Tarihçesi

İnsanların eskiden bugüne zihnini meşgul etmiş labirentler bugün bulmaca düzeyinde karşımıza çıkarken, eskiden bir işkence biçimi olarak kullanılırdı. Bazı kişilerin onlan çözmek uğruna akli dengelerini yitirdikleri bilinen labirentlerin tarihçesini Nevzat Erkman inceledi.

İnsanoğlunun en eski eğlence ve işkence kaynaklarından biri de labirenttir. Tam olanak ne zaman başladığını bilen yoktur, ama labirentler insan zihnini ve ruhunu sürekli ve tuhaf bir biçimde büyülemiştir.

Genellikle labirentlere çocuklar için düzenlenmiş oyunlar, diye bakılır. Oysa, insanlığın tarihinde labirentler çoğu kez gizemli, yer yer de pek masum olmayan amaçlarla kullanılmışlardır. Azra Erhat, labyrinthos sözcüğünü şöyle anlatır: “Labyrinthos, sonsuz ve girift dehlizlerden meydana gelen bir yapıya verilen addır. Mısır’da bu çeşit yapılar yer altındaki mağaralar kazılarak yapılırdı ve çokluk kral mezarı olarak bilinirdi. Yunan mitolojisinde bu kelime Girit Kralı Minos’un ünlü mimar Daidalos’a yaptırdığı ve içinde Minotauros’u sakladığı yapı için kullanılır. Labyrinthos kuruluşundan da anlaşılacağı gibi Yunanca bir kelime değil, Anadolu dillerinden türemedir. Girit’e de oradan gelmiş olsa gerek… Labyrinthos adı iki ağızlı balta anlamına gelen ve Girit din ve sanatında olduğu gibi Anadolu’da da izleri görülen’labrys’ (labris) kelimesinden türemiş olabilir.

Labirentlerin yüzyıllardır insanların ilgisini çektiği biliniyor. Kayıtlara göre labirentler uğruna delirenler, hatta yaşamını yitirenler var. Bazı araştırmacılar da, labirent sembolünün insanın yaşamını ve ulaşacağı sonu simgelediği görüşündeler.

Çeşitli Tanımlar

Orhan Hançerlioğiu’nun açıklamasına göre, Labris, (Anadolu dillerinde) iki yüzlü bir baltadır. Lydia ya da Karia dilinden Anadolu asıllı bir sözcüktür. Tanrıların silahı ve simgesidir. Halikarnas Balıkçısı, birçok Tanrıların Anadolu kaynaklı olduklarını kanıtlamak için bu baltayı kanıt olarak ileri sürmüştür. Şöyle der: “ikiyüzlü Labris baltası, şimşek taşından, yani göktaşından yapılma sayılırdı. Gökten inen bir taştı bu. Bu itibarla onda ilahi bir kuvvet olduğu sanılırdı. Aynı zamanda bu balta bir ölüm aletiydi. Onu taşıyan insanın koluna ve eline, insanüstü bir kudret olan hayata son vermek kabiliyetini veriyordu. Üstelik kesici bir alet olarak da kutsaldı. Demir bulunduktan sonra bile kurbanlar hâlâ tunç baltalarla öldürülürdü. Binaenaleyh fırtına ve şimşekte, insanın can ve ölümünde, kurban edilen hayvanlarda kutsal ne varsa baltada toplanmıştı. İlk hükümdarlar, hükümdardan ziyade ruhani bir şef veya başpapaz olduklarından dolayı bu balta kudretlerinin belgesi oldu. Romalı prokonsüller ve hâkimler tarafından taşınması, daha sonra Fransız Cumhuriyeti’nin arması olması hep bundandır. Bu Labris baltasıyla boğa arasında da büyük bir ilişki görülmektedir. Minotauros Mısır’ın birçok Tanrıları gibi yarı insanlaşmış, yani antropomorfize bir Tanrı’ydı. Onu, daha doğrusu onun temsilcisini öldüren silah Minolauros’un kudret ve yaratıcı kabiliyetini ondan alıp insana veriyordu. Labris, aynı zamanda hierogamos’u, yani erkek ve dişi Tanrıların birleşmesini de ifade ediyordu. Bundan dolayı iki yüzlüydü. Bu silah, Roma devrine kadar da Zeus Dolicheneus’un elindedir. Muğla vilayetinde, Milas’ın kuzeyinde Labranda şehri vardır. Orası Zeus Labrandeos ‘un, yani Labrisli Zeus’un şehridir. Şehir, pek eskiden ve Karia’ nın tarihten önceki devrinde Karialıların dini merkeziydi.”

Daidalos Labirenti

Efsanelere göre Daidalos, boğa-başlı Minotauros’u barındırmak için Cnossus’taki labirenti inşa etmiştir. Girit kralı Minos, her 9 yılda bir Atina’dan zorla 7 genç erkek ve 7 genç kız getirtir ve oğlunun öcünü almak için onları Mınotauros’a kurban ederdi. Genç kurbanlar önce labirentte bir dans yaparlar, sonra da fırına atılırlardı. Bu genç Atinalılar Girit’e siyah bayraklı bir gemiyle getirilirlerdi. Bir gün Atina kralının oğlu Theseus, genç kurbanların arasına katılarak Girit’e gelir. Minotauros’u labirentin merkezindeki inine kadar izleyip onu orada öldürür. Geriye dönüşünü garantilemek için de, kendisine âşık olan kralın kızı Ariadne’nin verdiği bir yumak sicimi kullanır.

Daidalos Labirentinin planı Lucca Katedrali’nin güney duvarında bulunmuştur. Altında şu yazı vardır: “Giritli Daidalos’un inşa ettiği labirent budur, İçeri giren bir kimse asla dışanya çıkamaz. Bunu ancak Thesus başarabilmiştir, O da sevgilisi Adrlane’ın verdiği sicimin sayesinde”

Ünlü tarihçi Herodot, Mısır’da Moeris Gölü civarındaki bir labirentten söz eder, bu korkunç labirent iki katlıdır. Üst katı insanlar içindir. Alt katında timsahlar bulunur. Bu bir efsane değildir. Temelleri 4300 yıl önce atılan bu labirent son zamanlarda arkeolog Flinderv Petrıe tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Kilise ve Labirentler

9. yüzyılda Hıristiyan imparatorların labirent desenleri işlenmiş cüppeler giydiklerini görürüz. Daha sonraları birçok kilisede mozaiklerle işlenmiş duvar labirentleri görülmeyi başlar. Bu labirentler değişik boyutlarda yapılmışlardır. Sen Quentin Kilisesi’ndeki sekizgen labirentin çapı 10,5 metreyi bulur. Labirentlere bakmak, onları bir baştan bir başa izlemeye çalışmak bir tür hacca gitme yerine geçer. Bu uğraşı veren Hıristiyanların kutsal topraklara gitmiş kadar sevaba girdiklerini inanılır.

1903 yılında Amerikalı bir iş adamı filadelfiya labirentini çözmeye çalışmış ve sonunda aklını
kaçırmıştır.

Ölüm Dansı ve Labirentlerin Amacı

Tarihçiler, Minotauros’a adanan bakirelerin ve delikanlıların, ölmeden önce labirentin önünde bir dans yaptıklarını anlatırlar. Bu dans, Romalıların Truva Dansı’na (ya da Truva Oyunu) çok benzer. Dans, genç atlılar tarafından icra edilir. Virgil, gençlerin dans figürlerini Girit’teki labirente benzetmiştir. Tragliatella’da bulunan bir Etrüsk vazosunda bu benzerliğin şairane bir benzetmeden öte bir şey olduğu görülür. İki silahlı askerin eşliğinde dans eden 7 genç savaşçı (sakalsız) görülür. Vazoda bir de Girit labirenti çizilidir. Pompei mozaiklerinde de bu labirent desenine rastlanır. Romalı çocuklar yere buna benzer çizgiler çizerek bir tür Truva oyunu oynarlar. Norveç, İsveç, Danimarka ve Finlandiya ve Rusya’da da taştan örülü labirentlere rastlanır. Oralarda da çocuklar aynı oyunu oynarlar. Antropologlar- eski dinsel inançların ve ciddi törenlerin zamanla çocuk oyunu haline dönüştüğünü söylerler. Cnossus Minotauros’u, aslında Güneş’tir – yani Tanrı’dır. Gençlerin dansı, Güneş’in gökteki yolculuğunu simgelemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir