Marco Polo Kimdir?

Marco Polo, 15 Eylül 1254’de İtalya’nın Venedik şehrinde doğmuştur. Bazı kaynaklar aslında Macar olduğunu ve Dalmaçya’nın Korcula adasında doğduğunu, bu ada o zaman Venedik protektorası olduğu için Venedikli ve İtalyan bilindiğini belirtir.  Ancak birçok İtalyan kaynakta Marco Polo’nun Venedik merkezinde yaşadığı ve Korcula’ya sonradan seyahat ettiği aktarılır. Tüccar olan babası ve amcası 1271 yılında Papa 9. Gregorius tarafından Kubilay Han’a bir mektup ulaştırmakla görevlendirmiştir. Marco Polo da onlarla beraber Asya seyahatine katılarak Anadolu’yu, Mezopotamya’yı, İran’ı, Türkistan’ı, Pamir Dağları’nı Gobi Çölü’nü ve Çin’i dolaştı. Seyahatleri esnasında Kubilay Han’ın da verdiği görevle 17 sene Doğu ülkelerinde dolaşma fırsatı yakaladı. 1292 yılında babası ve amcasına Kubilay Han tarafından verilen görev İran Şahı ile evlenecek bir prensesi götürmekti. Deniz yolundan 14 gemi ve 600 kişiyle başlayan yolculuk 18 ay sürdü ve zorlu seyahatin sonunda geriye yalnızca 20 kişi kalabildi. 24 senelik Asya yolculuğunun ardından Venedik’e geri döndüklerinde Cenevizliler ile savaş halinde olduklarını görmüşlerdir. Savaş sırasında Marco Polo, Cenevizliler’e esir düşmüş ve esir hayatındaki hikayelerini tutsak kaldığı dört yıl içinde gezi notlarına dayanarak hücre arkadaşı Rusticano’ya ‘Harikalar Kitabı’nı yazdırmıştır. Arkadaşına yazdırdığı bu kitapta farklı halkların kültürü, toplumsal hayatı ve töreleri ince ayrıntılara kadar anlatılmıştır. Yazdırdığı eser, Avrupalıların Uzakdoğu ve Afrika’yı tanımasına neden olmuştur.  Büyük ilgi gören kitabı Kristof Kolomb da okudu ve elindeki nüshanın üzerine notlar yazdı. 1492 yılında gemilerinin burnunu Batıya çevirdiği zaman amacı Marco Polo’nun bahsettiği ülkelere ulaşmaktı. 1299’de serbest bırakıldığında zengin bir tüccar olan Marco Polo, evlenmiş ve 3 çocuk sahibi olmuştur. 1324 yılında ölen Marco Polo’nun mezarı Venedik’te bulunan San Lorenzo Kilisesi’ndedir.

Ünlü İtalyan tüccar ve gezgin Marco Polo, Batının hiç denecek kadar az tanıdığı Asya’ya serüvenli bir yolculuk yaptı. Adım adım ipek yolunu izleyerek Büyük Kağan Kubilay Han’ın başkenti Hanbalık’a ulaştı. Kısa sürede Han’ın güvenini kazanmayı başardı ve gönderildiği görevler ve elçilikler sırasında Çin’in ve Hindistan’ın büyük bir bölümünü tanıma fırsatını buldu. Kubilay Han Cengiz Han’ın torunuydu. 1279’da Çin tümüyle Kubilay’ın yönetimine girdi. Batı dünyası Kubilay Han’ı daha çok Marco Polo’nun ünlü gezi kitabıyla tanımıştır. Kubilay Han Marco Polo’ya en yüksek derecedeki memurlar arasında bir yer verilmesini emretmiştir. Marco Polo’nun yabancı dilleri hızlı bir şekilde öğrenme, üstün iletişim yeteneği ve yön bulma konusundaki ustalığı, kendisini öne çıkaran özellikler arasındadır.

Marco Polo Hazar Göl’üne yaklaştığında, Hazar Göl’ü için şunları söylemiştir. “Burası bir gaz çeşmesidir. Develerle yağ taşınır, bu yağ yemekler için olmasa da hastalıklara iyi gelir.”  Shackow adlı şehirle ilgili şu bilgileri vermiştir: “Burada halkın çoğunluğu Budist’tir. Kendilerine has bir dil konuşurlar. Ticaretle pek ilgilenmeyip, genellikle tarımla uğraşıyorlardı. Ürettikleri ürünleri ise komşu şehirlere satıp geçimlerini sağlıyorlardı. Şehirde çok fazla manastır var.  Ayrıca çocuğu olan herkes, Buda için bir koyun besliyor, daha sonra da koyunu kesip pişiriyorlar. Ve pişmiş eti Buda’ya sunuyorlar.  Ayrıca bir Budist öldüğünde cesedi yakılıyor.  Birde cesetler yakılışı sırasında müzik çalıyorlar ki, bunu hiç anlayamadım. Bazı cesetleri hemen yakmayıp önce mumyalıyorlar. Aradan 3 ay veya 6 ay kadar mumyalanmış cesedi saklıyorlar ve falcıların söylediği bir vakitte mumyayı  yakıyorlar.”  Daha sonra Uyguristan’a gitmiş ve şunları söylemiştir: “Uyguristan çok büyük bir eyalettir. Başkentleri Kara Hoca’dır. Halkın çoğunluğu Budist’tir.  Az sayıda da olsa Hristiyanlar da vardır. Burada nefis üzümler yetiştiriyorlar ve şarapları çok lezzetlidir. Ancak bölge  yazın da kışın da çok soğuk oluyor. Gezdiğim yerlerde böyle soğuk görmedim”.

Marco Polo Kubilay Han’ın sarayında Çin sihirbazlarından şöyle sözetmiştir: “Kendi şeytani sanatlarında gerçekten ustaydılar. Bunların her şeyi yapabilecek kudrette olduklarını söyleyebilirim. Neler yapabileceklerini anlatmak ve sizleri inandırmak için bir örnek vereyim:  Han yemek salonuna geldiği ve yerleştiği zaman, yemek masası ortada ve bir büfenin üstünde bulunurdu. Krala olan mesafesi oldukça  uzaktı. Bütün içki malzemesi ve kadehlerde onun üzerindeydi. Sihirbazlar oturdukları yerden, ayağa kalkmadan ve yürümeden istedikleri şarabı, sütü, diğer içkileri Han’a kadar ulaştırırlardı.  Boşalınca da yine aynı şekilde geri gönderirlerdi. Han bu gösteriyi önemli misafirleri olduğu zaman yaptırırdı.” Marco Polo  kitabında bunun hile olmadığını, Kara Büyü olduğunu, ya da o dönem insanlarının çok inandığı, üstün bir kuvvet tarafından yapıldığını söyler. Hindistan’da yaşayan Yogileri de anlatan Marco bu insanların çırıl çıplak dolaştığını anlatır. Bunun nedeni ise dünyaya gelirken çıplak gelmeleridir. Bu insanlar bütün canlıların, bir pire bile olsa öldürülmemeleri gerektiğini, çünkü onlarında bir ruhu olduğunu savunurlardı. Et asla yemeyip yedikleri bitkilerin bile kurutulması gerektiğini söylediklerini ve sürekli oruç tuttuklarını Marco kitabında anlatmıştır. Marko Polo’nun hatıratında, Hasan Sabbah ve Alamut Kalesinin şöyle bir betimlemesi yapılmıştır: “O (Büyük Üstad, Hasan Sabbah), bir vadiyi çevirtmiş¸ ve onu, her çeşit meyve ile dolu, daha önce hiç görülmemiş çok genis¸ ve çok güzel bir bahçe haline getirtmişti. Onun içinde hayal edilebilen en zarif köşkler ve saraylar inşa edilmişti… Ve orada serbestçe şarap, süt, bal ve su akan oluklar vardı. Müzik aletlerinin her çeşidini iyi çalabilen, çok güzel şarkı söyleyen ve seyredenleri büyüleyecek bir şekilde dans eden, çok sayıda, dünyanın en güzel kadın ve cariyeleri vardı…. Ve bu bölgelerin Müslümanları oranın Cennet olduğuna inandılar!…”

marco-polo-seyahat

ABD’li araştırmacılar Marco Polo’nun Christopher Columbus’tan tam 200 yıl önce Amerika kıtasına ayak bastığını gösteren kanıtlara ulaştıklarını açıkladı. Uzmanlar 1930’lu senelerde Marcia Rossi isimli bir İtalyan göçmen tarafından Kongre Kütüphanesi’ne bağışlanan, Polo ve ailesine ait 14 parşömen ve harita üzerinde yaptıkları yeni incelemeler sonucunda Marco Polo’nun 24 yıl süren Asya seyahati sırasında Rusya’nın Bering Boğazı’ndan geçip Alaska kıyılarına ulaştığını tespit ettiklerini söyledi. Bulgularını Smithsonian Dergisi’nde yayınlayan araştırmacılar, parşömenler arasında Alaska kıyılarını ayrıntılı olarak gösteren bir haritanın da bulunduğunu ve söz konusu belgelerin bir bölümünün Polo’nun kızları Fantina, Bellela ve Moreta tarafından imzalanmış olduğunu da öne sürdüler. Fransız VSD dergisinde yayınlanan habere göre, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu’nun 1943 yılında incelediği ve Marcian Rossi isimli bir İtalyan kökenli Amerikan vatandaşı tarafından 1933’de Kongre Kütüphanesi’ne getirilen bu belge, Hindistan, Çin, Japonya, Doğu Hint Adaları ve Amerika’nın kuzeyini gösteren haritanın yanında bir gemiyi resmediyor. VSD dergisindeki makalenin yazarı Thierry Secretan, “Gemili Harita”  adlı bu belgede geminin altına çizilen bir armadaki harflerden Marco Polo isminin çıktığını söyleyerek, haritada Sibirya ile Alaska’yı ayıran boğazın altının çizildiğini belirtti. FBI’ın 1943’te ultraviyole ışınlarıyla yaptığı incelemede, haritaya üç kez mürekkeple müdahale edildiğinin tesbit edildiğini belirten Secretan, belgenin 1295’te Venedik’e gelen Marco Polo’nun Kuzey Amerika’nın varlığıyla ilgili ilk bilgileri ya da kuzeyli kaşiflerden öğrendiklerini Avrupa’ya anlatmış olması olasılığından bahsetti. Thierry Secretan, makalesinde, “Eğer bu harita gerçekten Marko Polo’ya aitse Amerika’ya Kolomb’dan iki yüzyıl önce gelmeyi başarmış ve Asya’yı Avrupa’dan ayıran boğazı, Avrupa’daki haritalarda çizilmeden dörtyüz yıl önce çizmiş” diye yazsı. Secretan, Alaska bölgesinde keşfettiği topraklardan kimseye bahsetmediğini anlatan Marko Polo’nun ölüm döşeğinde bir arkadaşına, “Gördüklerimin yarısını bile yazmadım” dediğini kaydetti. 17 yılını Çin’de geçiren ve ilk kez bu ülkede gördüğü makarnayı İtalya’ya tanıttığı öne sürülen Marco Polo’nun Çince değil Türkçe konuştuğu iddia edildi. Çinli tarih profesörü Yang Zhijiu, Marco Polo’nun Çin’de yaşadığı dönemde, bu dev ülkeyi, Moğol soylularının denetimindeki Yuan Hanedanı’nın yönettiğini söyledi. Marco Polo, Çin’e babası ve amcasıyla birlikte 1275’te gitmişti. Marco Polo, daha önce dört dil bildiğini söylemiş, fakat bunların neler olduğunu asla söylememişti. İngiliz araştırmacı H. Yule, Polo’nun büyük olasılıkla Farsça kullandığını ileri sürmüştü. Ancak Prof. Yang, Marco Polo’nun kullandığı ve bildiği dillerin Moğol dili, Türkçe, Farsça ve Arapça olduğunu belirtti. Yang, Çin’de yaşadığı dönemin getirdiği koşulların Marco Polo’nun Çince bilmesini olanaksız kıldığını ve bunun da üzüntü verici olduğunu söyledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir